MAHKEME HEYETİ TARAFINDAN İŞLENEN USULSÜZLÜKLER

İÇİNDEKİLER


GİRİŞ

1.     DAVA HAKKINDA İSTATİSTİKSEL BİLGİLER

a-      Dava dosyası 5 ayrı iddianamenin birleşmesinden oluşmaktadır

b-      Dava dosyasının içeriği hakkındaki bazı somut istatiksel bilgiler

c-      Dava dosyasında bulunan bazı önemli evrakların içerikleri ve hacimleri

d-      Yargılama süreci hakkındaki bazı tarihsel ve istatiksel bilgiler

2.     MAHKEME HEYETİNİN TEŞEKKÜLÜ “TABİİ HAKİM” İLKESİNE AYKIRIDIR

3.     MAHKEME HEYETİ HUKUKA AYKIRI OLARAK “KATILMA” KARARLARI VERMİŞ, TÜM YARGILAMA SÜRECİ BOYUNCA CMK M.201’E AYKIRI DAVRANMIŞTIR

4.     İDDİANAMENİN SANIKLARA TEBLİĞİ İLE DURUŞMA GÜNÜ ARASINDAKİ SÜRENİN KISA OLMASI SEBEBİYLE SANIKLAR ve MÜDAFİİLERİ SAVUNMA HAZIRLAMAK İÇİN GEREKEN SÜRE VE İMKANLARA SAHİP OLAMAMIŞTIR

5.     SORGU İŞLEMİ BİTMEDEN DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ AŞAMASINA GEÇİLMİŞTİR

6.     SANIKLARA SORGU ESNASINDA SORULAN BİR KISIM SORULAR ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ İLKESİNE MÜDAHALE NİTELİĞİNDEDİR

7.     BAZI SANIKLAR KATILAN VEKİLLERİNİN SORULARINA KARŞI SUSMA HAKKINI KULLANACAKLARINI BELİRTMESİNE RAĞMEN ISRARLA SORULAR SORDURULMUŞ, SANIKLAR TAHRİK EDİLMİŞTİR

8.     SANIKLARIN SAVUNMALARINDA ANLATIM YAPMALARINA İZİN VERİLMEYEREK SORU CEVAP ŞEKLİNDE SORGU YAPILMIŞ ve SORGU SIRASINDA MÜDAFİNİN YARDIMI ENGELLENMİŞTİR

9.     KATILAN VEKİLLERİNCE DİNLETİLEN HUKUKA AYKIRI YÖNTEMLERLE ELDE EDİLMİŞ SES KAYITLARI ÜZERİNDEN YARGILAMA YAPILMIŞTIR

10.   SANIKLARIN SORGUSUNDAN HEMEN ÖNCE DOSYAYA GİREN ve İNCELEME İMKANI VERİLMEYEN DELİLLER İLE İLGİLİ SORU SORULMASINA İZİN VERİLMİŞTİR

11.   MÜŞTEKİ, TANIK VE ETKİN PİŞMAN SANIKLAR, SANIKLARIN YOKLUĞUNDA DİNLENMİŞTİR

12.   MAHKEME HİÇBİR SUÇ İSNADI BAKIMINDAN TEK BİR DELİL ARAŞTIRMASI DAHİ YAPMAMIŞ, SANIKLAR VE MÜDAFİLERİNCE YAPILAN TALEPLERİ İSE REDDETMİŞTİR

13.   MAHKEME HEYETİ TEVSİİ TAHKİKAT TALEPLERİ OLUP OLMADIĞINI TARAFLARA SORMAMIŞ, TÜM TANIK DİNLETME TALEPLERİNİ HAKSIZ GEREKÇELERLE REDDETMİŞ, HUZURA GELEN TANIKLARI DAHİ DİNLEMEMİŞTİR

14.   MAHKEME HEYETİ ESAS HAKKINDA MÜTALAAYA KARŞI BEYANLARINI SUNMALARI İÇİN SANIKLARA ÇOK AZ SÜRE VERMİŞ, BEYANLARINA SÜREKLİ MÜDAHALE ETMİŞ, SERT VE AGRESİF TUTUM SERGİLEMİŞTİR

15.   MAHKEME HEYETİ SANIK MÜDAFİLERİNE ESAS HAKKINDA SAVUNMALARINI SUNMALARI İÇİN HİÇ SÜRE VERMEMİŞ, SAVUNMALARA SIK SIK MÜDAHALE ETMİŞ, BAZI MÜDAFİİLERİ JANDARMA MARİFETİYLE SALONDAN ÇIKARTTIRMIŞTIR

16.   MAHKEME ETKİN PİŞMANLIK KURUMUNU KÖTÜYE KULLANMIŞ VE SANIKLAR ARASINDA AYIRIMCILIK YAPMIŞTIR

17.   MAHKEME HEYETİ DURUŞMA SIRASINDA SÖYLEMEDİĞİ SÖZLERİ SEGBİS ÇÖZÜM TUTANAKLARINA YAZDIRMIŞTIR

18.   MAHKEME HEYETİ SANIKLARI, SAVUNMALARI ESNASINDA “ESAS HAKKINDA MÜTALAAYA CEVAP VERMEKLE SINIRLANDIRDIĞI” HALDE BU DURUMU TUTANAKLARA FARKLI ŞEKİLDE GEÇİRTMİŞTİR

19.   DAVA DOSYASINDAKİ BİRÇOK EVRAK ISRARLI TALEPLERİMİZE RAĞMEN TARAFIMIZA VERİLMEMİŞTİR

20.   EL KONULAN DİTİJAL MATERYALLERİN ASILLARI VE İMAJ-EXPORT ALMA ÖRNEKLERİ YARGILAMA BOYUNCA SANIKLARA VERİLMEMİŞTİR

21.   TANIKLAR SORGU SIRASINDA DURUŞMA SALONUNDA BULUNMUŞ VE SORGUYU İZLEMİŞTİR

22.   SANIKLARIN DURUŞMA ESNASINDA VE ARALARINDA MÜDAFİLERLE GÖRÜŞMESİ ARA KARARLA YASAKLANMIŞTIR

23.   30.10.2019 TARİHLİ DURUŞMA ESNASINDA YAPILAN TUTUKLUK İNCELEMESİNDE CUMHURİYET SAVCISINDAN TUTUKLULUĞA İLİŞKİN MÜTALA ALINDIĞI HALDE SANIK MÜDAFİLERİNE SÖZ VERİLMEMİŞTİR

24.   CMK'NIN 102/3. MADDESİNDEKİ DÜZENLEMEYE AYKIRILIKLAR

25.   YETKİSİZLİK KARARI İLE CMK 172/2 VE 223/7 UYARINCA DURMA KARARI VERİLMESİ GEREKTİĞİ YÖNÜNDEKİ TALEBİN REDDİNE İLİŞKİN KARARLARA KARŞI İTİRAZDA BULUNULMASINA RAĞMEN DOSYA MERCİYE GÖNDERİLMEMİŞTİR

26.   MAHKEME HEYETİ SANIK MÜDAFİLERİNE KARŞI AGRESİF VE SALDIRGAN BİR TUTUM İZLEMİŞTİR

27.   MAHKEME SANIKLARA HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI KARARINI USULE UYGUN OLARAK SORMAMIŞTIR






GİRİŞ

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinde 2019/313 E numarasına kayıtlı davamıza bakmakla görevli hakimler Galip Mehmet Perk, Ahmet Tarık Çiftçioğlu ve Talip Ergen’den oluşan heyet, davanın ilk gününden bu yana deyim yerindeyse nefes almadan ve aldırmadan bir yargılama yürütmüşlerdir. Bu süreçte DAVANIN ESASINA DAİR HİÇBİR İŞ VEYA İŞLEM YAPMAYA GEREK GÖRMEYEN MAHKEME HEYETİ, müşteki tarafça yapılan talepleri istisnasız olarak değerlendirmiş ve kabule yönelik kararlar vermiş olmasına rağmen SANIKLAR VEYA MÜDAFİLERİNCE YAPILAN TALEPLERİN TAMAMINI GÖZARDI ETMİŞ VEYA REDDETMİŞTİR.

Aşağıda detaylarıyla izah edeceğimiz üzere;

  ➢ Mahkeme heyeti, yargılama boyunca tek bir delil araştırması yapmamış, sanıkların ara aşamalardaki taleplerini reddetmiş, taraflara kovuşturmanın genişletilmesi talepleri olup olmadığını sormamış, tüm tanık çağırma taleplerini de haksız gerekçelerle reddetmiştir. 
  ➢ Mahkeme heyeti, dinlenmesini kendisinin res'en talep ettiği tanık polis memurlarının dinlenmesinden ve birçok mağdur/müştekinin dinlenmesinden haksız gerekçelerle vazgeçmiştir. 
  ➢ Mahkeme heyeti, tüm yargılama süreci boyunca sanıklara ve müdafilerine karşı çok sert ve agresif bir tutum sergilemiş, kimi zaman alaycı üsluplarla kimi zaman ise bağırarak, kızarak sözlerini kesmiş, konuşmalarına müsade etmemiş ve çeşitli el, kol hareketleri ve yüz mimikleri ile sanıklar üzerinde psikolojik baskılar kurmuştur. 
  ➢ Mahkeme başkanı Galip Mehmet Perk, sanık müdafilerinin beyanları veya itirazları sırasında çoğu zaman mikrofonlarını kapatarak konuşmalarına izin vermemiş, sonrasında kendi istediği beyanlarını sesli olarak tutanağa geçirmiştir. 
  ➢ Mahkeme heyeti CMK 201. maddesini kötüye kullanmış, ayrıca sanık müdafilerinin müşteki, tanık ve etkin pişman sanıklara yönelttikleri sorulara haksız gerekçelerle sürekli müdahale etmiş, birçok sorunun sorulmasına müsaade etmemiştir. Buna rağmen mahkeme heyeti cevaplanması elzem olan konular hakkında res'en hiçbir soru yöneltmemiştir. 
  ➢ Mahkeme heyeti tüm müşteki, mağdur, tanık ve etkin pişman sanıkların ifadelerini soyut ve afaki gerekçelerin arkasına sığınarak CMK m.200/1 uyarınca sanıkların yokluğunda almış ve sanıkların bu kişilere soru sorma haklarına mani olmuştur. Bu kişilerin ifadelerine ait çözüm tutanaklarını incelemeye vakit olmadan alelacele iddia makamından esas hakkında mütalaası istenmiş ve aynı hızla son savunmalar alınarak davanın esası hakkında karar verilmiştir. 
  ➢ Mahkeme heyeti pandemi şartlarını göz ardı ederek -özellikle tutuklu sanıkların müdafi desteğinden yararlanamadıklarını bile bile- yargılamaya hızla devam etmiş ve sanıklar ve müdafilerine yeteri kadar süre vermeden cebren savunmalarını almıştır. Savunmalar sırasında sanıklar ve müdafilerine sık sık sert ve agresif müdahalelerde bulunmuş, birçok iddia hakkında savunma yapmalarına müsaade etmemiş, savunma süresini dakikalar müddetinde sınırlı tutmuş, birçok sanığın savunmasını yarıda keserek yerine oturtmuş, bazı sanık müdafilerini ise Jandarma marifetiyle salondan çıkartmıştır. 
  ➢ 4100 sayfalık iddianame, 499 sayfalık esas hakkında mütalaa, yaklaşık 50 bin sayfalık müşteki ifadeleri, beyan, sorgu, dijital materyal vb gibi yeküne rağmen sanıkların son savunmalarını alırken “sadece esas hakkında mütalaaya cevap vermekle” sanıkları sınırlı tutmuş, sanıkların dosya kapsamında savunma yapma taleplerini hukuksuz olarak reddetmiş, savunma yapmaya devam etmek isteyen sanıkları “azarlayarak” yerine oturtmuş, daha da vahimi gerçekleri çarpıtarak tutanağa bu durumları geçirtmemiştir.

Tüm bu hukuksuzluklar ve daha fazlası duruşma tutanaklarının SEGBİS çözümleri okunduğunda ve video ortamında izlendiğinde çok daha net olarak anlaşılacaktır. Ancak mahkeme heyeti duruşmaların sesli ve görüntülü kayıtlarını henüz daha taraflara vermemiştir. Yargılamanın sonlanmış olmasına rağmen duruşmaların görüntülü kayıtlarının taraflardan saklanıyor olması da ayrı bir hukuksuzluk olup gerçeklerin gizlenmeye çalışıldığının bir göstergesidir.

Aşağıda yapacağımız izahların daha somut olarak anlaşılabilmesi bakımından, öncelikle dava dosyası hakkında bazı tarihsel ve istatiksel bilgileri sunmamızın faydalı olacağı kanaatindeyiz. BU SAYEDE, MAHKEME HEYETİNNİ TABİRİ CAİZSE "FRENİ PATLAMIŞ BİR KAMYON" GİBİ YOKUŞ AŞAĞI BÜYÜK BİR HIZLA SAVRULARAK" YARGILAMA YÜRÜTTÜĞÜNÜN ANLAŞILACAĞI KANAATİNDEYİZ.


1. DAVA HAKKINDA İSTATİSTİKSEL BİLGİLER


a- Dava Dosyası 5 Ayrı İddianamenin Birleşmesinden Oluşmaktadır:

➢ 12.07.2019 tarihli ilk idddianame : 125 müşteki, 22 tanık, 25 etkin pişman sanık ve 236 sanıktan ibaret olup toplamda 3908 sayfadan oluşmaktadır. 
➢ 07.08.2019 tarihli ikinci iddianame : Ek olarak 1 sanık hakkında sözde örgüt üyeliği iddiası eklenmiş olup sözde örgüt yöneticisi olduğu iddia edilen kişilen bu eylemden TCK m.220/5 göndermesiyle sorumlu tutulmuşlardır.
➢ 26.02.2020 tarihli ikinci iddianame : Ek olarak 8 müştekinin yeni iddiaları ve toplamda 16 sanık hakkında yeni suç isnatları eklenmiş olup sözde örgüt yöneticisi olduğu iddia edilen kişiler tüm bu eylemlerden TCK m.220/5 göndermesiyle sorumlu tutulmuşlardır. Bu iddianame 113 sayfadan oluşmaktadır. 
➢ 29.05.2020 tarihli üçüncü iddianame : Ek olarak 9 sanık hakkında yeni suç isnatları eklenmiş olup sözde örgüt yöneticisi olduğu iddia edilen kişiler tüm bu eylemlerden TCK m.220/5 göndermesiyle sorumlu tutulmuşlardır. Ayrıca ek olarak bazı yeni eşyaların müsaderesi istenmiştir. Bu iddianame 49 sayfadan oluşmaktadır. 

➢ 07.08.2020 tarihli dördüncü iddianame : Ek olarak 3 müştekinin yeni iddiaları ve  1 sanık hakkında yeni suç isnatları eklenmiş olup sözde örgüt yöneticisi olduğu iddia edilen kişiler tüm bu eylemlerden TCK m.220/5 göndermesiyle sorumlu tutulmuşlardır. Ayrıca TCK m.220/2-3 uyarınca yargılanan 2 sanığın suç vasfı TCK m.220/1-3 olarak değişmiş ve TCK m.220/5 göndermesiyle dosya kapsamındaki tüm suç isnatlarından sorumlu tutulmuşlardır. Bu iddianame 29 sayfadan oluşmaktadır.

  

b- Dava Dosyasının İçeriği Hakkındaki Bazı Somut İstatiksel Bilgiler:

Aşamalarda eklenen ek iddianameler ile birlikte dava kapsamında toplam 236 sanık, 26 tanık, 27 etkin pişman sanık, 209 etkin pişman olmayı kabul etmeyen sanık bulunmaktadır. Bu sanıkların 170’i ortalama 17 ay boyunca tutuklu yargılanmış, daha sonra ise 78 tanesi tutuklu, 96 tanesi konutu terk etmeme adli kontrol şartıyla ev hapsinde, 35 tanesi ise belirlenen günlerde ilgili karakollarda imza atmak suretiyle yargılama devam etmiştir. 

Sanıklara isnat olunan suç maddelerinin toplamı şu şekildedir: TCK m. 220/1,2,7-3, TCK m.328, TCK m.102, TCK m.103, TCK m.112, TCK m.96, TCK m.106, TCK m.107, TCK m. 109, TCK m.125, TCK m.282, TCK m.133, TCK m.158, TCK m.135, TCK m.82, TCK m.314/2, TCK m.205, TCK m.210, TCK m.283 ve 6136 sayılı, 3628 sayılı, 5607 sayılı kanunlara muhalafet suçlamaları olup TCK m.220/1-3 kapsamında yargılanan sanıklar TCK m.220/5 göndermesiyle tüm bu suçlar bakımından sorumlu tutulmuşlardır. 

Dava kapsamında 235 sanığın tüm mal varlıklarına el konmuş, 86 ayrı şirketin mal varlıklarına el konmuş ve yönetimleri TMSF kayyumluğuna devredilmiştir. Ayrıca 5 tane şirketin, 34 tane tane taşınmazın, 64 tane aracın müsaderesi istenmektedir. 


c- Dava Dosyasında Bulunan Bazı Önemli Evrakların İçerikleri ve Hacimleri:

29.03.2018 ve 05.06.2018 tarihli 2 ayrı MASAK raporu vardır. Bu raporlardan ilki 66 sayfa ikincisi ise 114 sayfa olmak üzere toplamda 180 sayfadan ibarettir. Ayrıca her iki raporun ekinde birer CD bulunmakta ve bu iki CD toplamda 1100’lık sayfa pdf dosyaları, ayrıca 87 adet excel, video, fotoğraf dosyasılarından oluşmaktadır.

El konulan ve TMSF kayyumluğuna atanan şirketler hakkında düzenlenmiş 90 civarında “Vergi Müfettişliği Raporu” bulunmakta olup bu raporların toplam sayfa sayısı 6200 civarındadır

Emniyet tarafından ara aşamalarda hazırlanan fezlekeler haricinde sadece Temmuz 2018 tarihli ana emniyet fezlekesi 2011 sayfa sayısındadır. Diğer çok sayıdaki emniyet fezlekeleri ile sayfa sayısı ve içerikleri çok daha artmaktadır. 

El konulan dijital materyaller ile ilgili hazırlanmış ve dosyaya sunulmuş 434 ayrı “Adli İnceleme Raporu” bulunmakta olup bu raporların toplam sayfa sayısı 4426 civarındadır. Ancak bu sayı sadece tarafımıza sureti verilen raporlara aittir. Dosya kapsamında olduğu bilinen ve sanıklara sorguları sırasında soru olarak yöneltilen çoğu dijital inceleme raporları halen daha tarafımıza verilmemiştir.

Sanıklar veya müdafilerince alınarak dosyaya sunulan 27 ayrı bilimsel uzman mütalaası bulunmakta olup bunların toplam sayfa sayısı 550 civarındadır. 

Ayrıca tüm taraflarca dosyaya sunulan dilekçelerin sayfa sayısı ise 75 bin sayfayı bulmuştur.


d- Yargılama Süreci Hakkındaki Bazı Tarihsel ve İstatistik Bilgiler:

Sanıkların sorgu işlemleri : İlk iddianame 19.07.2019 tarihinde kabul edilmiş, ilk duruşma 17.09.2019 tarihine verilmiş ve ilk duruşma itibariyle sanıkların sorgularına başlanmıştır. Tam bu noktada hatırlatmalıyız ki; iddianame kabulüne kadar geçen süreçte soruşturma üzerinde gizlilik kararı olduğundan sanıklar ve müdafileri dosya içeriğindeki tek bir sayfa evraktan bile haberdar değillerdi. İddianamenin kabul edildiği tarih itibariyle 3908 sayfalık iddianame haricinde dava dosyasının hacmi yaklaşık olarak 50.000 sayfanın üzerindeydi. Bu nedenle mahkeme tarafından verilen sürenin yeterli olmadığı izahtan varestedir. 

Pandemi dolayısıyla duruşmaya 3 ay ara verilmesi (10 Mart-23 Haziran 2020)

Etkin pişman sanıkların sorgu işlemleri : Etkin pişman sanıkların sorgularına diğer sanıkların yokluğunda 26.02.2020 tarihinde başlanmış ve 11.03.2020 tarihinde sonlanmıştır. Bu sorgu işlemlerinin SEGBİS çözüm tutanakları 27.032020 tarihinde dosyaya ulaşmış olup bu ifadeler toplam 958 sayfadan oluşmaktadır. 

Etkin pişman müdafilerinin beyanları : Etkin pişman sanıkların sorgu işlemleri bittikten sonra müdafileri de müvekkillerin ifadelerine karşı diyeceklerini söylemiş ve bu beyanların çözüm tutanakları 57 sayfadan oluşmaktadır. 

Müşteki, Mağdur ve Tanıkların ifade işlemleri : Müşteki, mağdur ve tanıkların ifadelerine sanıkların yokluğunda 05.08.2020 tarihinde başlanmış ve 22.09.2020 tarihinde sonlanmıştır. Bu ifadelerin SEGBİS çözüm tutanakları 04.11.2020 tarihinde dosyaya ulaşmış olup bu ifadeler toplam 1843 sayfadan oluşmaktadır. 

Müşteki vekillerinin beyanları : Müştekilerin ifade işlemleri bittikten sonra vekilleri müvekkillerin ifadelerine karşı diyeceklerini söylemiş ve bu ifadelerin çözüm tutanakları 30 sayfadan oluşmaktadır. 

Esas Hakkında Mütalaa : İddia makamı 13.11.2020 tarihinde esas hakkında mütalaasını dosyaya sunmuştur. Bu mütalaa ise 499 sayfadan oluşmaktadır. 

Sanıkların esas hakkında mütalaya karşı beyanları : Mütalaanın açıklanmasından hemen sonra henüz müşteki, mağdur, tanık ifadelerinin çözüm tutanaklarının tamamı sanıklara ulaşmadan ve bunlar incelenmeden 30.11.2020 tarihinde sanıkların esas hakkında mütalaaya karşı beyanları cebren alınmıştır. 

Bu beyanlar alınırken mahkeme sanıkların sürekli olarak sözünü kesmiş, sert müdahaleler yapmış çoğu isnat hakkında konuşmasını engellenmiş ve pandemi şartlarına (sokağa çıkma yasağı dahil) rağmen akşam geç saatlere kadar duruşmalar yaparak günde ortalama 20-25 kişinin beyanlarını almıştır. Toplamda 236 sanığın beyanlarını almaya 30.11.2020 tarihinde başlayan mahkeme bu işlemleri 22.12.2020 tarihinde sonlandırmıştır. Bu beyanlara dair SEGBİS çözüm tutanakları dava dosyasına gelmeden hüküm verilmiştir. 

Sanık müdafilerinin esas hakkında son savunmalarının alınması : Sanıkların esas hakkında mütalaaya karşı beyanlarının alınması 22.12.2020 tarihli duruşmada saat 16:15’de bitmiş olup mahkeme heyeti önceden tebliğ etmediği veya ara karar tesis etmediği halde alelacele sanık müdafilerinin esas hakkında son savunmalarını sunmasını istemiştir. 

Dosyanın hacminin genişliğini ve sanık beyanlarının henüz tamamlanmış olduğunu belirtip ek süre talep eden müdafilerin taleplerini aynı duruşmada reddederek cebren son savunmaların alınması işlemlerine başlamıştır. 

Mahkeme heyeti tıpkı sanıklara yaptığı gibi müdafilerin de sık sık sözlerini kesmiş, birçok iddia hakkında savunma yapmalarına müsaade etmemiş, sert ve agresif tavırlar sergilemiştir, hatta Sayın Av. Bahri Belen’i jandarma marifetiyle dışarıya çıkarttırmıştır. 

Toplamda 71 sanık müdafinden alınan son savunmalar 22.12.2020 tarihinde başlamış ve 29.12.2020 tarihinde sonlandırılmıştır. Bu beyanlara dair SEGBİS çözüm tutanakları dava dosyasına gelmeden hüküm verilmiştir. 

– Mahkemenin sanıkların son sözlerini alması ve hükmünü açıklaması : 29.12.2020 tarihli duruşmada saat 18:35 sularında sanık müdafilerinin son savunmaları tamamlanmış ve mahkeme salonunun kapıları kapatılarak kimsenin (namaz, ihtiyaç vs dahil) dışarıya çıkmasına izin verilmeyerek sanıklardan son sözleri sorulmuştur. Öyle ki Mahkeme Başkanı “son cümle değil son söz” diyerek vurgu yapmış ve sanıkların son sözlerinde de dahi bir iki cümleden fazla konuşması durumunda azarlayarak susturma girişiminde bulunmuştur. Aynı gün yani 29.12.2020 tarih saat 20:30 sularında son sözlerin sorulma işlemleri tamamlanmış ve mahkeme karar vereceğini belirterek duruşmayı 11.01.2021 tarihine ertelemiştir. 


Mahkeme heyeti hiçbir iddia hakkında araştırma yapmadan, dosya münderecatında bulunan ifadeleri, bilirkişi raporlarını, uzman mütalaalarını, el konulan dijitallere dair adli bilişim raporlarını, taraflarca sunulan dilekçeleri vs okumadan ve henüz dosyaya ulaşmamış eksik duruşma tutanaklarının çözümlerini dahi beklemeden alelacele karar vermiştir. MAHKEME HEYETİNİN KARAR DURUŞMASI İÇİN ÖN GÖNDÖRDÜĞÜ 13 GÜNLÜK SÜRENİN -RESMİ YILBAŞI TATİLİ DAHİL- BÖYLE GENİŞ HACİMLİ VE ÇOK SANIKLI BİR DAVA İÇİN YETERLİ OLMADIĞI AÇIK OLUP AYNI ZAMANDA VERİLECEK KARARIN ÖNCEDEN HAZIR OLDUĞUNUN BİR GÖSTERGESİDİR. 

ÖZETLE; Mahkeme heyeti 17.09.2019 tarihinde başlayıp 11.01.2020 tarihinde sonlanan yargılama süreci boyunca tarafların ifadelerini alma ve esas hakkında mütalaaya karşı diyeceklerini sormak haricinde HİÇBİR İŞ VEYA İŞLEM YAPMAMIŞTIR

Sanıklara atılı suç isnatlarını araştırma cihetinde ne res'en ne de talep üzerinde tek bir delil araştırması dahi yapmamıştır. Sanıklara tevsi-i tahkikat talepleri olup olmadığını sormamış, dinletmek istedikleri tanıkları haksız gerekçelerle reddetmiştir. Dava dosyasında eksik olan ve sanıklarca defaatle istenen belgeleri kendilerine vermemiştir. 

Ülke genelinde hakim olan pandemi şartlarına rağmen deyim yerindeyse soluk almadan ilerlettiği duruşmalarda sanıklar ve müdafilerinin savunmalarını süre vermeden her türlü itiraza rağmen cebren almış ve birçok iddia hakkında savunma yapmalarına müsaade etmemişler. 

Mahkeme heyeti neredeyse dakika hesabı yaparak ilerlediği yargılama sonucunda birçok haksızlık ve hukuksuzluk yaparak sanıkları kasıtlı olarak mağdur etmiş ve sayısız bozma nedenine sebebiyet vermiştir. Bu hususların bir kısmı ise aşağıdaki gibidir: 


2. MAHKEME HEYETİNİN TEŞEKKÜLÜ “TABİİ HAKİM” İLKESİNE AYKIRIDIR


Bilindiği üzere “Tabi Hâkim” veya diğer adıyla “Olağan Hakim” ilkesi mahkemelerin, kuruluş ve görevlerinin belirlenme aşamasındaki temel bir ilkedir. Tabii hâkim, yargılamadan önce kurulmuş, yargılamaya konu olan uyuşmazlıkla kuruluş açısından ilgisi olmayan, herkes için değişmeyen mahkemelerin hâkimi olarak tanımlanmaktadır. 

Yani işlendiği iddia olunan bir suç, var olan mahkemede çözümlenecektir. Mahkeme, suçun işlenmesinden sonra oluşmayacaktır. Örneğin, terör suçundan yargılanacak bir sanık için, yeni bir hâkim atanmayacak, var olan mahkemelerde yargılama yapılacaktır. Türkiye'de bu ilkeye aykırılığıyla İstiklal Mahkemeleri ve 27 Mayıs 1960 hükümet darbesi sonucunda kurulan, Yüksek Adalet Divanı, bilinen adıyla Yassıada Mahkemeleri örnektir. Bu iki mahkeme, uyuşmazlığın doğumundan sonra oluşturulmakta ve hâkimleri de sonradan atanmaktaydı.

Tabii hâkim ilkesinin amacı, bir uyuşmazlık doğumundan sonra mahkeme oluşturulmasının önüne geçmektir. Bu amacın tam olarak uygulanması yargılanan vatandaşların adalete güvenini sağlar. Çünkü kişinin, yargılandığı mahkeme hâkiminin, işlediği iddia olunan suç sonucunda görevlendirilmediğini bilmesi kişiye güven verir

Bu ilkeye örnek olarak Belçika Anayasası'nın " Hiç kimse rızası hilafına kanunun kendisi için tayin olduğu hakimden alınamaz" ve İtalya Anayasası'nın " Hiçkimse önceden kanunla belirlenmiş olan tabii hakimden alınamaz" hükümleri gösterilebilir.

Ancak davamıza baktığımızda ise, mahkeme heyetinin tabii hakim ilkesine aykırı teşekkül ettiği görülmektedir. Bu durumun ise yargılama sırasında yapılan hukuksuzlukların ve nihayetinde verilen tamamen yanlı hükmün nedenini açıkladığı kanaatindeyiz. Nitekim mahkeme başkanı hakkında Gezi Davasında verdiği karar sonrası basına yansıyan haberler ve hakkında açılan soruşturma düşünüldüğünde mahkeme heyetinin bir takım husumetli odaklarca davamız için özel olarak seçilmiş olduğu ihtimalinin yüksek olduğu algısına kapılmaktayız. Şöyle ki; 

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından 19.07.2020 tarihinde iddianame kabul edilmiş, aynı tarihte tensip zaptı düzenlenerek duruşma günü verilmiş ve yargılamaya başlanmıştır. İddianame kabul kararını veren ve tensip zaptını düzenleyen hakimler Mahmut Başbuğ, Ahmet Tarık Çiftçioğlu ve Hasibe Doğan’dır. 

Ancak 29.07.2019 tarihinde HSK tarafından yayınlanan yetki kararnamesi ile İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi dağıtılmış ve iki ayrı heyete ayrılmıştır. Davamıza özel olarak yeni bir mahkeme heyeti teşekkül ettirilmiş olup, bu yapılanın tabii hakim ilkesine aykırı olduğu çok açıktır. 


3. MAHKEME HEYETİ HUKUKA AYKIRI OLARAK “KATILMA” KARARLARI VERMİŞ, TÜM YARGILAMA SÜRECİ BOYUNCA CMK M.201’E AYKIRI DAVRANMIŞTIR

 

Davanın 17.09.2019 tarihli ilk celsesinde, duruşma salonunda yer alan sanık, tanık ve müştekilerin kimlik tespitleri yapılmamış, iddianamede müşteki olarak yer alan şahısların katılma talepleri alınmamış ve doğrudan sanıkların sorgu işlemlerine başlanmıştır. Neticesinde ise yargılamanın süjelerinin tayin edilmemesi nedeniyle duruşma salonunda bir kargaşa hali hakim olmuş ve yargılamanın ilerleyen safhalarında tanık olması muhtemel kişilerin duruşmayı izlemiş olmalarına rağmen bu konuda bir tedbir alınmamıştır.

Ceza Muhakemeleri Kanunu'nda duruşmanın başlangıcında yapılması gereken işlemler ve tüm kovuşturma işlemleri açıkça düzenlenmiştir. Buna göre;

CMK Madde 191/1: "Sanığın ve müdafinin hazır bulunup bulunmadığı, çağrılmış tanık ve bilirkişilerin gelip gelmedikleri saptanarak duruşmaya başlanır."

CMK Madde 191/3:"Duruşmada, sırasıyla; a) Sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendisinden bilgi alınır."

Kanundaki düzenlemelerin aksine, iddianame kapsamında müşteki olarak yer alan şahısların kimlik tespitleri yapılmamışkatılma talepleri alınmamış, müştekilere yahut vekillerine hangi sanıklar açısından ve hangi sanıklara yönelik katılma taleplerinde bulundukları sorulmamış ancak vekilleri taraf vekili kabul edilerek sanıklara doğrudan soru sorma hakkı tanınmıştır.

İddianamede yer alan sevk maddeleri incelendiğinde atılı suçların bir kısmının kovuşturmasının şikayete tabi suçlar olduğu ve fakat şikayet hakkının 6 aylık süre içerisinde kullanılmadığı görülecektir. Yine cinsel suçlar yönünden birçok müştekinin anne babasının ergin çocukları yönünden davaya katılma hakkı bulunmadığı halde hiçbir ayrım gözetilmeksizin tüm müştekilere yönelik katılma kararı verilmiştir.

Hakim heyeti tarafından tüm bu durumların tespiti yapılmamış ve müşteki vekili sıfatıyla sanıklara soru sorulmasına olanak sağlanmıştır. Duruşmada sanığa doğrudan soru yöneltme hakkı olanlar CMK'nın 201'inci maddesinde düzenlenmiş olup buna göre;

CMK Madde 201/1: "Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir." denmektedir.

Kanunun açık lafzından da anlaşılacağı üzere müştekiye yahut vekiline böyle bir hak tanınmamış olup duruşma süresince müşteki vekili sıfatıyla sanıklara sorulan sorular ve sanıkların bu sorulara verdiği cevaplar tamamen hükümsüzdür.

03.10.2019 tarihinde (duruşmalar başladıktan ve sanıklara müşteki vekilleri sorular sorduktan yaklaşık 3 hafta sonra) iki sanığın, henüz katılan sıfatına sahip olmayan müşteki vekillerinin soru sorma hakkı olmadığını belirterek, bu kişiler tarafından sorulan sorulara cevap vermeyi reddetmesi üzerine, duruşmada hazır olan müşteki vekillerinden Av. Ali Tizik'in talebi üzerine mahkeme başkanı iddia makamından mütala almış, iddia makamı iddianamede müşteki olarak nitelendirilen herkesin katılan olması gerektiği yönünde mütala vermiştir. 

Mahkeme heyetince sanık müdafilerine bu konuda söz verilmiş ve müzakere için ara dahi verilmeden tüm müştekiler katılan olarak kabul edilmiştir. Bu noktada CMK'nın 237 ve 238. Maddeleri açıkça ihlal edilmiştir. 

Nitekim kimin hangi müştekinin vekili olduğunu netleştirmeden, hangi müştekinin hangi suç ve hangi sanık bakımından katılma talebinde bulunduğu konusunda beyan ve talepleri alınmadan ve bu konuda CMK m.238 gereği sanıklara söz verilmeden toptancı bir yaklaşımla bütün müştekilerin katılan olduğu yönünde bir karar vermiştir. Hakim heyetince verilen bu ara kararla bütün müştekiler bütün suçlar ve sanıklar bakımından katılan olarak nitelendirilmiştir. 

Mevcut durumda örneğin hürriyeti tahdit suçundan şikayetçi olan bir müşteki hem örgüt suçu hem de cinsel suçlar yönünden de katılan sıfatına sahip olmuştur ve vekillerince tüm sanıklara CMK 201'e göre doğrudan soru yöneltilmiştir. 

Duruşmada müdafilerin sözlü olarak da beyan ettiği üzere, yargılama konusu suçlardan özellikle TCK 220, 282, 328 ve diğer birçok suç nitelik itibariyle tehlike suçu olduğu için katılmanın mümkün olmadığı suçlardır. Ancak hakim heyeti katılma konusundaki hukuka aykırı kararı ile müştekileri bu suçlar açısından da katılan sıfatında saymış ve bireysel iddia makamı haline getirmiştir. Usul ve yasaya uygun olmayan bu karar neticesinde, örneğin Sulh Ceza Hakimliği kararı ile el konulan şirketlerden birisinin çalışanı olup, kıdem tazminatını alamadığı için müşteki olan bir kişi herhangi bir sanık hakkında hakim heyetince verilen kararlara ve hükme karşı kanun yollarına başvurma hakkı elde etmiştir.


4. İDDİANAMENİN SANIKLARA TEBLİĞİ İLE DURUŞMA GÜNÜ ARASINDAKİ SÜRENİN KISA OLMASI SEBEBİYLE SANIKLAR ve MÜDAFİİLERİ SAVUNMA HAZIRLAMAK İÇİN GEREKEN SÜRE VE İMKANLARA SAHİP OLAMAMIŞTIR

 

İstanbul C.B.Savcılığınca düzenlenen iddianame 19 Temmuz 2019 günü kabul edilmiş, ilk duruşma ise 17 Eylül 2019 tarihinde başlamıştır. 3908 sayfalık iddianame sanıkların büyük çoğunluğuna, tutuklu oldukları için, CD ortamında, 20-30 Ağustos 2019 tarihleri arasında tebliğ edilmiştir. 

İddianame eki 100.000 sayfalık evraklar ise sanıklara re’sen tebliğ edilmemiş, bir kısım sanıkların talebi üzerine ve sadece talep eden sanıklara 10.09.2019 ve devamı tarihlerde yine CD ortamında gönderilmiştir. Gönderilen CD’ler bazı sanıklara duruşmalar başladıktan sonra, duruşma için götürüldükleri ve misafir olarak bulundukları Silivri 1 No.lu Kapalı cezaevinde ulaşmıştır. Misafir konumunda olan tutukluların bilgisayar kullanma hakkı olmadığından bu sanıklar dosyaya hiç bakamadan ifade vermeye çıkmak durumunda kalmışlardır.

Sanıkların tutuklu bulundukları cezaevlerinde ise yalnızca mesai saatleri içinde ve haftada toplam 3 saat bilgisayar kullanma hakkı olması, bir çok cezaevinde ise kalabalık sebebiyle bu hakkın hiç kullandırılmamış olması göz önüne alındığında, mevcut dosya ve şartlarda savunma hazırlamak için yeterli zaman ve imkana sahip olamadıkları izahtan varestedir. Belirtilen nedenlerle bir kısım sanıklar hakim heyetinden savunma hazırlamak için ek süre talebinde bulunmuştur. 

Mahkeme heyeti bu talebi kabul etmiş ve sanıkların devam eden duruşmalar süresince savunmalarını hazırlamasına karar vermiştir. Ancak duruşmalar süresince Silivri Cezaevinde kalan sanıklar duruşmaya getirilmek için sabah saat 07:00 sıralarında cezaevinden çıkarılmakta (bunun için saat 06:00 itibariyle odalarından alınmakta), duruşmanın bitmesinden sonra cezaevine dönüşleri 20:00’yi bulmakta, sayım vs ile birlikte koğuşlarına girişleri ancak 22:30 civarı olmaktadır. Bu saatten sonra da cezaevi idaresince sanıklara bilgisayar odasını kullanma imkanı verilmemekte, üstelik sanıkların avukatlarıyla görüşme imkanları da olmamaktadır. 

Zira sanıkların büyük bir kısmı (yaklaşık 110 kişi) toplamda 500 tutuklu ve hükümlünün kaldığı Silivri 1 No.lu Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kalmakta olup burada avukat görüşmesi için (tutuklu/hükümlü sayısının fazlalığı nedeniyle genelde dolu olan) toplamda 11 adet kabin bulunmaktadır ve sayımdan sonra saat 21:00 da başlayan avukat görüşü saat 23:45 itibariyle cezaevi idaresince sonlandırılmaktadır. Tüm bunların yanı sıra sanıkların her gün duruşmaya giderken yanlarında götürdükleri savunma evrakları dönüşte cezaevi memurları tarafından ellerinden alınmakta, ertesi sabaha yapacakları savunmanın evraklarına dahi ulaşmaları engellenmektedir. 

Sonuç olarak sanıkların 91 gün kesintisiz süren ifade alma süreci boyunca yetersiz uyku ve yetersiz beslenme sebebiyle sağlıkları bozulmuş, birçoğu bronşit olmuş, duruşma sırasında sık sık mahkeme salonuna ambulans gelmesi gerekmiş, bu koşullar altında; ellerinde savunma evrakları olmadan, avukatlarıyla görüşemeden ve bilgisayar kullanıp dosya içeriğine de bakamadan ifade vermek zorunda bırakılmışlardır. 

Bu şartlar pandeminin yayılması ve kısıtlamaların uygulamaya konulmasıyla gittikçe ağırlaşmıştır.

Tüm bu nedenler nazara alındığında sanıkların devam eden duruşmalar boyunca savunmalarını hazırlamaları fiilen mümkün değildir. Bu hususta sanıkların duruşmalardan peyderpey vareste tutulmaları ve bu şekilde savunmalarını hazırlamaları için hakim heyetinden talepte bulunulmuş olmasına rağmen, heyet sanıkların savunmalarını hazırlamaları için gereken imkan ve kolaylıkların sağlanması bir yana, sanıkların savunma için tekrar süre istemeleri halinde susma hakkını kullanmış sayılacakları yönünde karar vermiştir.

DOSYANIN HACMİ, SUÇ İSNATLARININ FAZLALIĞI, İDDİANAMENİN GEÇ VE EKSİK TEBLİĞ EDİLMİŞ OLMASI, SAVUNMA HAZIRLAMAK İÇİN GEREKLİ OLAN FİZİKİ İMKANLARIN YETERSİZLİĞİ VE TÜM BUNLARA EK OLARAK SAVUNMA İÇİN SÜRE İSTEYEN SANIKLARIN SUSMA HAKKINI KULLANMIŞ SAYILACAĞI YÖNÜNDEKİ ARA KARAR SEBEBİYLE AİHS'NİN 6/3-B MADDESİ VE BU BAĞLAMDA ADİL YARGILANMA HAKKI AÇIK BİÇİMDE İHLAL EDİLMİŞTİR. Nitekim AİHM, 46221 Başvuru Numaralı ve 12 Mayıs 2005 tarihli kararında;

“…Başvuran sorgulama sırasında avukatlarının yardımından yararlanamamıştır, yargılamanın çok sonraki bir aşamasına kadar dava dosyasına doğrudan erişememiştir, avukatlarının ziyaret sayısına ve süresine kısıtlamalar getirilmiştir; son olarak, tarih oldukça ilerleyene kadar avukatlar da dava dosyasına erişememişlerdir. AİHM, söz konusu güçlüklerin bütün olarak savunma hakkını kısıtlamış olduğu ve dolayısıyla, 6. Maddede öngörülen adil yargılama ilkesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Bu nedenle sözleşmenin 6/3-b ve c maddeleri ve 6/1. Maddesi ihlal edilmiştir.” 

şeklinde bir tespitte bulunmuştur.

Öte yandan, az önce yukarıda kısaca değindiğimiz üzere, her gün sabahtan akşama kadar devam eden duruşmalar sebebiyle sanıklar büyük sıkıntılar çekmiştir. Çoğu zaman kahvaltı yapmadan koğuştan çıkarılmışlar, adliye nezarethanesinde çok yetersiz yemek verilmiş, uykusuzluk da eklenince bağışıklık sistemleri çökmüştür. Ağır grip geçiren sanıkların birçoğunun hastalığı bronşite çevirmiş, kalp, şeker, tansiyon, bayılma gibi bünyenin zayıflamasıyla etkisi artan hastalıklar sebebiyle defalarca ambulans çağrılması gerekmiştir. Tüm gün duruşma salonunda bulunan sanıkların kantin siparişleri imkanları ellerinden alınmış, telefon hakları, açık / kapalı görüş hakları kullanılamaz hale gelmiştir. Esas hakkında mütalaanın açıklanmasından sonraki süreçte ise pandemi de olmasına rağmen sanıklara gün içinde değiştirmeleri için ikinci maske verilmemiş, yanlarına su verilmemiş, nezarethane tuvaletlerine sabun, tuvalet kağıdı gibi temel hijyen malzemeleri konulmamış, temizlik yapılmamış, sanıklar salgına açık hale getirilmiş, öğlen yemekleri için dahi sadece 20 dakika ara verilmiş, tutuklu ve tutuksuz sanıkların yemek yemelerine bile müsaade edilmeden “jet hızıyla” bir yargılama yapılmıştır.


5. SORGU İŞLEMİ BİTMEDEN DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ AŞAMASINA GEÇİLMİŞTİR

 

Ceza muhakemesinin kovuşturma safhasında yapılması gereken usul işlemleri ve sırası CMK'nın “Kovuşturma Evresi” başlıklı 3. Kitap kısmında açıkça düzenlenmiştir. Buna göre kimlik tespiti ve iddianamenin okunmasına müteakip sanığın sorgusuna geçilmeli, akabinde delillerin ikamesi ve tartışılması yapılmalıdır. Fakat mevcut yargılamada birçok usuli işlem tamamen yanlış yapıldığı gibi, sorgu işlemi bitirilmeden delillerin değerlendirilmesine geçilmiş ve bir yanlışlığa daha imza atılmıştır.

CMK'nın 206/1'inci maddesine göre: "Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır. (Ek cümleler: 25/05/2005-5353 S.K./29.mad) Ancak, sanığın tebligata rağmen mazeretsiz olarak gelmemesi sebebiyle sorgusunun yapılamamış olması, delillerin ortaya konulmasına engel olmaz. Ortaya konulan deliller, sonradan gelen sanığa bildirilir."

Açık madde metninden de anlaşılacağı üzere, deliller sanığın sorguya çekilmesinden sonra ikame edilmelidir. Fakat hakim heyeti sorgu esnasında dijital materyal inceleme sonuçlarını okumuş, HTS analiz raporlarını değerlendirmiş, tapeleri okumuş ve sair birçok delili ortaya koymuştur. Bu durum ciddi bir usul hatası teşkil etmektedir ve adil yargılanma hakkı ihlaline neden olmaktadır. Nitekim sorgu aşamasında başkan tarafından sanık müdafilerine söz hakkı verilmemiş, tartışılan delillere ilişkin hukuka aykırılık itirazlarının dahi sorgunun bölünemeyeceği gerekçesiyle ileri sürülmesine imkan tanınmamıştır.

 

6. SANIKLARA SORGU ESNASINDA SORULAN BİR KISIM SORULAR ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ İLKESİNE MÜDAHALE NİTELİĞİNDEDİR


Yargılama sırasındaki hukuka aykırı bir diğer durum ise sanıkların sorgu işlemleri yapılırken müşteki vekilleri, iddia makamı ve mahkeme heyeti tarafından sanıklara iddianame kapsamı sınırlarını aşan ve özel hayatın gizliliğini ihlal eden soruların sorulması ve bu soruların duruşma tutanağına da yansımasıdır. 

Örneğin; "Günde kaç vakit namaz kılıyorsun? Abdesti nasıl alıyorsun? Neden dekolte giyiyorsunuz? Münafık nedir? Kimleri münafık olarak tanımlıyorsunuz? Mehdi misiniz? Adnan Oktar'ın Mehdi olduğunu düşünüyor musunuz? Abdülhamit hakkında ne düşünüyorsun? Neden çocuk doğurmadın? Nasıl korunuyorsun? Neden bikini ile fotoğraf çektirdin? Neden baş örtünü çıkardın? Neden baş örtüsü kullanmaya başladın?" vb şeklinde din ve vicdan hürriyeti ile özel hayatın gizliliğini ihlal edecek mahiyette birçok soru sanıklara yöneltilmiştir. Özel hayatın gizliliği prensibi ve özel yaşama saygı hakkı hem Anayasamızda hem de AİHS'nin 8'inci maddesi kapsamında koruma altına alınmıştır. 

AİHS madde 8: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı göstermesi hakkına sahiptir. Bu hakların kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın ve ahlakın veya başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir”

Anayasa Madde 20: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."

Anayasa 24/3: "Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz."

Anılan maddelerden de görüleceği üzere, mahkeme heyeti ve katılan vekilleri tarafından sorulan sorular sanıkların temel hak ve hürriyetlerini ihlal etmiştir.

Mahkeme Başkanı, iddia makamı ve katılan vekilleri tarafından, sorgusu yapılan sanıklara "Neden çocuğunuz yok, evli bir kadının dans etmesi normal mi, eşinizle neden beraber yaşamıyorsunuz, kaç vakit namaz kılıyorsunuz, daha önce başörtülüyken sonra neden dekolte kıyafetler giymeye başladınız vb" şeklinde sorulan sorularla, sanıkların Anayasamızın 20. maddesi ve AİHS 8. maddesinde güvence altına alınan özel yaşama ve aile yaşamına saygı hakkı ile yine Anayasamızın 24. maddesi le AİHS'nin 9. Maddesinde güvence altına alınan din ve vicdan hürriyeti ihlal edilmiştir. 

Aynı şekilde katılan vekillerince duruşmada izlettirilen videolarda bazı sanıkların dini inanışları ve vecibeleri konusundaki düşünce ve yorumları yargılama konusu yapılmıştır. Bu konularda sanık müdafilerince CMK 201'e göre soruların sorulmaması yönünde yapılan tüm itirazlar, soruların iddianame kapsamında kaldığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Ceza yargılamasında ancak konusu suç teşkil eden eylemler yargılanabileceğinden, sanıklara sorulan sorulardan nazara alındığında sanıkların eylemleri değil düşünce ve hayat tarzlarının yargılandığı, kendilerince sanıkları mahcup etme gayreti olduğu ve bir nevi linç kültürüyle hareket edildiği şeklinde bir izlenim ortaya çıkmıştır.


7. BAZI SANIKLAR KATILAN VEKİLLERİNİN SORULARINA KARŞI SUSMA HAKKINI KULLANACAKLARINI BELİRTMESİNE RAĞMEN ISRARLA SORULAR SORDURULMUŞ, SANIKLAR TAHRİK EDİLMİŞTİR

 

Mahkeme huzurunda sorgusu yapılan sanıklardan bir kısmı katılan vekillerin sorularına cevap vermeyeceğini ve bu suretle geçici susma hakkını kullanacağını belirtmiş olmasına rağmen, katılan vekillerinin ısrarla soru sormalarına hakim heyetince müsaade edilmiş ve müdafilerin bu yöndeki tüm itirazları ısrarla reddedilmiştir. Bu durum CMK m.148’de düzenlenen ve sorguda yasak usul olarak nitelendirilen kötü muamele teşkil etmektedir.

Bu maddeye göre "şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz." Aynı şekilde sorulara cevap vermeyeceğini belirterek susma hakkını kullanan sanığa baskı oluşturacak ve kendisini suçlu hissettirecek şekilde ısrarla soru sorulması Anayasamızın 38/5 maddesinde düzenlenen "lekelenmeme ve kendisi aleyhine suçlayıcı beyanlarda bulunmama" hakkının açık bir ihlali niteliğindedir. 

Katılan vekilleri yönelttikleri sorularda devam eden ceza davasının konularının dışında, sanıkların özel hayatlarına, kişisel tercihlerine yönelik özel seçilmiş kelimelerle hakaretamiz ve tahkir eder nitelikte sorular yöneltmiş, defalarca arka arkaya gelen bu tahrikler neticesinde susma hakkını kullanmak isteyen birçok sanık dayanamayarak beyanda bulunmaya mecbur kalmıştır. Nitekim Başkan da bu durumun farkında olarak sık sık sanıklara, “cevap vermeyeceğiz diyorsunuz ama dayanamıyorsunuz” demiştir. 

 

8. SANIKLARIN SAVUNMALARINDA ANLATIM YAPMALARINA İZİN VERİLMEYEREK SORU CEVAP ŞEKLİNDE SORGU YAPILMIŞ ve SORGU SIRASINDA MÜDAFİNİN YARDIMI ENGELLENMİŞTİR

 

Hakim heyeti tarafından sorgusu yapılan sanıkların, kendi savunmalarında belirledikleri sıra ve anlatım düzenine uymasına müsaade edilmeksizin, iddianamenin farklı bölümlerinden ve farklı konularla ilgili sorular sorulması sanık savunmalarının insicamını bozmuş ve bu suretle çoğunluğu bir mahkemeye hayatında ilk defa çıktıkları için heyecanlı olan sanıkların savunmalarını istedikleri şekilde yapmasına mani olunmuştur

Birçok sanık mahkeme başkanından savunması için oluşturduğu bir sıra ve mantık silsilesi olduğunu ve bu nedenle öncelikle kendisi hakkındaki iddialara bir bütünlük içinde cevap vermek istediğini, kendi anlatımları bittikten sonra mahkeme heyetinin tüm sorularına cevap verebileceğini belirtmiş ve savunmasını bu usulde yapmak yönünde talepte bulunmuş olmasına rağmen, mahkeme başkanı tarafından bu talepler reddedilmiş ve sorgular soru cevap şekline dönüştürülmüş, sanıkların kendilerini savunmaları ve belirledikleri anlatımları yapmaları için gereken fırsat verilmemiştir

Bu uygulama 15 ay boyunca tutuklu olan sanıkların ilk defa çıkarıldıkları mahkeme önünde üzerilerine atılı suçlamalardan kurtulmak yönünde açıklamalar yapabilmelerine engel teşkil etmiş ve bu suretle savunma hakkını açık biçimde kısıtlamıştır.

Öte yandan sanıkların sorguları esnasında, müdafilerinin yardımından yararlanmalarına, müdafilerin sanıklara haklarını hatırlatmalarına "sorgunun bölünmezliği" şeklinde bir ilke olduğu gerekçesiyle müsaade edilmemiştir. Oysa ki CMK'nın 149/3 maddesine göre "Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukukî yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz."

Hükmün açık ifadesinden de anlaşılacağı üzere sanığın, sorgu da dahil olmak üzere soruşturma ve kovuşturmanın tüm aşamalarında müdafinin yardımından yararlanması mutlak bir hak olup, bu hakkın ihlali savunma hakkının ve bu bağlamda AİHS 6. Maddesinde düzenlenen Adil Yargılanma Hakkının açık bir ihlali niteliğindedir.

 

9. KATILAN VEKİLLERİNCE DİNLETİLEN HUKUKA AYKIRI YÖNTEMLERLE ELDE EDİLMİŞ SES KAYITLARI ÜZERİNDEN YARGILAMA YAPILMIŞTIR


Sanıklardan bir kısmının sorguları esnasında katılan vekillerince bir kısım sanıklara ait olduğu iddia edilen fakat gizli kayıt yöntemiyle elde edildiği aşikar olan ses kayıtları dinletilmiş ve bu kayıtlar üzerinden sanıklara soru sorulmuştur. Bu kayıtların hukuka aykırı yollarla elde edildiği bu nedenle dinletilmemesi ve bu kayıtlar üzerinden soru sorulmaması yönündeki itirazlar ise soruların iddianame kapsamında olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. 

CMK’nın delillerin ortaya konulması ve reddi başlıklı 206. maddesine göre delilin, kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddolunacağı nazara alındığında ve gizli kayıt yöntemiyle elde edilen ses kayıtları hukuka aykırı olmasının yanı sıra aynı zamanda bu yöntemin suç teşkil etmesi karşısında bu ses kayıtlarının sırf iddianame kapsamında olduğu gerekçesiyle duruşmada dinletilmesi ve bu kayıtlar üzerinden soru sorulması açıkça hukuka aykırıdır.

Ayrıca sanıklar bu ses kayıtlarının kendilerine ait olmadığını da ifade etmiştir. Hal böyle iken hukuka aykırı yollarla elde edilen ses kayıtlarının aleyhe delil olarak değerlendirilmesi, Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemeyeceği hükmünü içeren Anayasamızın 38. Maddesine de aykırılık teşkil etmektedir.

 

10. SANIKLARIN SORGUSUNDAN HEMEN ÖNCE DOSYAYA GİREN ve İNCELEME İMKANI VERİLMEYEN DELİLLER İLE İLGİLİ SORU SORULMASINA İZİN VERİLMİŞTİR

 

Sanıklardan bazıları hakkında düzenlenen dijital materyal inceleme raporları ve diğer bir kısım deliller sanığın sorgusundan hemen önce dosyaya girmiş olup sanık ve müdafilerine bu deliller inceleme imkanı vermeden bu deliller üzerinden sorgu yapılması, sanıklar ve müdafilerinin bu delilleri inceleyip daha sonra beyanda bulunmak yönündeki taleplerinin reddedilmesi, dürüst işlem ilkesine aykırı olup, bu durum AİHS 6/3-b maddesinin açık bir ihlali niteliğindedir. Baskın sorgu olarak nitelendirilebilecek olan bu yöntem aynı zamanda CMK 148/1 hükmüne de aykırılık teşkil etmektedir.

 

11. MÜŞTEKİ, TANIK VE ETKİN PİŞMAN SANIKLAR, SANIKLARIN YOKLUĞUNDA DİNLENMİŞTİR

 

Mahkeme heyeti 25.02.2020 tarihli ara kararıyla etkin pişman sanıkların, 23.06.2020 tarihli ara kararıyla ise mağdur, müşteki ve tanıkların ifadelerinin CMK m.236 yollamasıyla CMK m.200/1 uyarınca sanıkların yokluğundan alınmasına karar vermiştir. Buna karşı yapılan tüm itirazlara rağmen mahkeme heyeti anılan kararından dönmemiş ve tüm ifade işlemlerini sanıkların yokluklarında tamamlamıştır. Ayrıca yine yapılan tüm taleplere ve usuli itirazlara rağmen bu ifadelere dair tutanaklar okunmamış, içeriği anlatılmamış ve sanıklara bu konuda herhangi bir söz hakkı tanınmamıştır. Bu anlamda CMK’nın 200. maddesi açıkça ihlal edilmiştir.

Buna göre, sözde “örgütün korkutucu gücü” minvalinde gerekçelendirilen bu karar, başta masumiyet karinesi olmak üzere tüm ceza hukuku ilkelerini ihlal etmekte olupsomut durum itibariyle de, “sanık olmazsa yargılama olmaz” ilkesini esnetmeyi gerektirecek herhangi bir vaka bulunmamaktadır. Bu anlamda, iddia makamının hiçbir şekilde somutlaştırılmamış, afaki ve ceza hukuku temel ilkeleri ile çelişen bu talebi üzerine kurulan mahkeme kararı, başta savunma hakkı olmak üzere, adil yargılanma hakkı altında vücut bulan birçok hakkın ihlali niteliğindedir.

Sözde “örgütün korkutucu” gücü denilerek toptancı mantığında uygulanan bu kararın müşteki polis memurları Abdullah Karadaş, Cihat Onur Aykaç gibi kişiler veya Adil Serdar Saçan, Mine Kırıkkanat gibi kişiler veya Özkan Mamati, Fırat Develioğlu, Aykut Ayna, Alper Ünek, Uğur Şahin vd gibi kişiler için dahi uygulanması akli ve hukuki zeminde açıklanmaktan çok uzaktadır. Bu kişilerin güya korktuklarına veya çekindiklerine dair hiçbir beyanları, ifadeleri veya talepleri olmamıştır. AKSİNE HER FIRSATTA KORKMADIKLARINI, ÇEKİNMEDİKLERİNİ AÇIK AÇIK SÖYLEMEKTEDİRLER. 

Öte yandan CMK 200. maddede öngörülen istisna hali de somut olayla örtüşmemektedir. Öyle ki, anılan maddede aynen; “(1) Sanığın yüzüne karşı suç ortaklarından birinin veya bir tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilirse, mahkeme, sorgu ve dinleme sırasında o sanığın mahkeme salonundan çıkarılmasına karar verebilir. (2) Sanık tekrar getirildiğinde, tutanaklar okunur ve gerektiğinde içeriği anlatılır.” ifadeleri yer almaktadır. 

Buna göre, sanığın suç ortağı olarak lanse edilen kişinin, sanığın yüzüne karşı doğruyu söylemeyeceğinden endişe edilmesi durumunun, somut gerekçelerle belirtilmesi gerekmektedir. Öte yandan, dosya kapsamında yargılanan iki yüzü aşkın sanığın her birinin tüm müşteki beyanları sırasında, duruşmadan çıkartılmış olması da, somut ve gerekçelendirilmiş bir karar verilmediğini ortaya koymaktadır. Öyle ki tüm müştekilerin ifadeleri, tüm sanıkları ilgilendirmediği gibi, iddia makamının ve Mahkemenin, müştekilerin, diğer sanıklar huzurunda ne sebeple doğruyu söylemekten çekindikleri konusunda endişe duyulduğunu da açıklamaları ve somutlaştırmaları gerekmektedir. Oysa, mahkeme tarafından verilen karar, “sanık olmazsa yargılama olmaz” ilkesinin, toptancı yaklaşım ve afaki gerekçelerle ihlal edildiğini ortaya koymaktadır. 

Ayrıca yukarıda açıklanan sebeplerle, masumiyet karinesini ihlal eder nitelikte bir sebebe dayandırılan ve somut olarak gerekçelendirilmeyen bu talebin, mahkeme tarafından tasdik edilmiş olması da, mahkemenin sanıklar hakkındaki düşüncesini açığa çıkarır nitelikte olup, ihsas-ı rey olarak yorumlanmaya müsaittir. 

Belirtmek isteriz ki, mahkeme heyeti, yargılamanın düzenini sağlamaya muktedir olup gerek etkin pişmanlıktan yararlanan sanıkların gerek diğer sanıkların, gerekse müştekilerin dinlenmesi sırasında, kendilerine adil yargılanma ortamını sağlayabilecek güce sahiptir. Mahkemenin, afaki olan ve gerçekçi bir sebebe dayanmayan bir talep karşısında savunma ve adil yargılanma haklarını esnetmemesi kendisinden beklenen elzem ve temel bir taleptir. Ancak mahkeme heyeti böyle davranmamıştır. 

Mahkemece verilen söz konusu kararın bir başka boyutu ise, sanıkların CMK 201. maddesinde hüküm altına alınan, soru sorma haklarının engellenmiş olmasıdır. 

Öyle ki, CMK 201. maddesinde aynen; “Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir.” ifadelerine yer verilmek suretiyle, Sanığın Mahkeme aracılığı ile, diğer sanığa ve müştekiye soru sorma hakkının olduğu dile getirilmiştir. Özellikle, dosyamızda olduğu gibi, isnatların, tarafların birbirleri ile ilgili beyanlarına dayandığı yargılamalarda, maddi gerçeğe ulaşılabilmesi adına, çapraz sorgu ve sanığın diğer sanığa soru sorabilmesi hakları büyük önem arz etmektedir. 

Bu itibarla, iddia edilen hadiselerin başkahramanı olan ve olayları bizatihi yaşamış olan kişilerin, karşısındakine tüm detayları ile soru sorabilmesi; karşısındakinin bu sorulara karşı vereceği cevaplar, bu esnada içine gireceği ruh hali, jest ve mimikleri dahi, maddi gerçeği arayan mahkemeye çok önemli ipuçları verebilecektir. Aslen mahkemenin nihai kanaatini oluşturacak olan hususlar da bunlardır. Müvekkillerin, duruşmadan çıkartılmış olması sebebiyle kendilerine tanınan bu hak da yok sayılmış olup, maddi gerçeğe ulaşılması noktasındaki en önemli muhakeme araçlarından biri kullanışsız hale getirilmiştir. Üstelik bu karar, yukarıdan beri izah edildiği üzere, sağlam hukuki bir temele de dayanmamaktadır.

AİHM uygulamasında da kendisine suç isnat edilen sanıklar için duruşmada hazır bulunma hakkı, hakkaniyete uygun yargılamanın bir gereği olarak kabul edilmektedir. AİHS 6. madde tümüyle değerlendirildiğinde, adil bir yargılama için sanığın kendisi ile ilgili, davanın duruşmalarına bizzat katılma hakkı olduğunun kabulü gerekir. Ayrıca m. 6/3-c, d’de sanığın kendini savunma hakkı, iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek hakları olduğu açıkça belirtilmiştir. 

Bu hakların kullanılabilmesinin ön koşulu sanığın duruşmada bizzat hazır bulunabilme hakkıdır. AİHM (Barbera/İspanya, 6.12.1988) kararında, sanığın duruşmada hazır bulunma hakkının, makul sayılabilecek gerekçelerle ve keyfiliğe yol açmadan sınırlandırılabileceğini vurgulamıştır. Anılan kararında AİHM, Sanığın duruşmada hazır bulunma hakkı mutlak bir hak olmamakla beraber bu hakların sınırlanabilmesi için gerekli koşulların gerçekleşmesi gerekir. Sanığın duruşma düzenini bozma, tanığın korkutulması hâli veya kimliği gizli tutulan tanığın dinlenmesi hâlinde bu haktan sapılması uygun görülebilmektedir. Bu konudaki sınırlamalar, durumun gerektirdiği ölçüde ve keyfiliğe yol açmayacak şekilde olmalıdır.”

Oysa yukarıdan beri izah edildiği üzere, işbu davadaki sınırlama sebebi oldukça muğlak, soyut ve temelsizdir. Bu durum, savunma hakkının keyfi olarak sınırlanmakta olduğu anlamına gelmektedir.

Tüm bunlarla beraber sanıkların yokluğundan alınan mağdur, müşteki, tanık ve etkin pişman ifadelerinin tamamı 2758 sayfa olup sanıklar ve müdafilerinin bu tutanakları dahi incelemelerine imkan tanınmaksızın esas hakkında mütalaa hazırlanmış ve son savunmaların alınma işlemlerine geçilmiştir. Bu yapılanların tamamının haksız, hukuksuz ve hakkaniyetten uzak olduğu çok açıktır. 

 

12. MAHKEME HİÇBİR SUÇ İSNADI BAKIMINDAN TEK BİR DELİL ARAŞTIRMASI DAHİ YAPMAMIŞ, SANIKLAR VE MÜDAFİLERİNCE YAPILAN TALEPLERİ İSE REDDETMİŞTİR

 

Dava dosyamız kapsamında TCK m. 220/1,2,7-3, TCK m.328, TCK m.102,103, TCK m.112, TCK m.96, TCK m.106, TCK m.107, TCK m. 109, TCK m.125, TCK m.282, TCK m.133, TCK m.158, TCK m.135, TCK m.82, TCK m.314/2, TCK m.205, TCK m.210, TCK m.283 ve 6136 sayılı, 3628 sayılı, 5607 sayılı kanunlara muhalafet suçlamaları ile beraber toplamda 126 müşteki, 22 tanık, 25 etkin pişman sanık ve 236 etkin pişmanlığı kabul etmeyen sanık bulunmaktadır.

MAHKEME HEYETİ BU SUÇ İSNATLARI BAKIMINDAN TEK BİR DELİL ARAŞTIRMASI DAHİ YAPMAMIŞTIRMahkeme heyetinin bugüne kadar yaptığı tek şey tarafların önce ifadelerini hemen sonrasında ise savunmalarını almak olmuştur. Başka hiçbir iş veya işlem yapılmamıştır. 

Halbuki tüm bu suç isnatları bakımından yapılacak ayrı ayrı onlarca işlem bulunmakta iken, toplanması gereken deliller ve dinlenmesi gereken tanıklar bulunmakta iken mahkeme heyeti tek bir tanesini dahi yapmamıştır. Bu yönde ara aşamalarda ve tevsi-i tahkikat aşamasında yapılan tüm talepleri ise reddetmiştir. 

Hatta öyle ki mahkeme heyeti 13.12.2019 tarihli duruşmada res'en verdiği kendi ara kararlarını dahi yerine getirmemiştir. Mahkeme heyeti tarafından bugüne kadar toplanan tek delil, sanıklar hakkında geçmiş tarihlerde örgüt suçlamasıyla yapılan yargılamaların kararlarının dosyaya celbi olmuştur. Ancak detayları dosyada mübrez onlarca delil toplanması ve tanık dinlenmesi talebi mahkeme tarafından haksız ve hukuksuz gerekçelerin arkasına sığınılarak reddedilmiştir. 

Buna rağmen mahkeme heyeti kovuşturma yapmayıp hiçbir delil toplamadığı suç isnatları hakkında en üst sınırdan mahkumiyet cezaları vermiştir. Bu yapılanın hakkaniyetle ve hukukla bağdaşmadığı açık olup alelacele duruşma bitirip ceza verme gayretinin bir tezahürü olduğu çok açıktır. 

 

13. MAHKEME HEYETİ TEVSİİ TAHKİKAT TALEPLERİ OLUP OLMADIĞINI TARAFLARA SORMAMIŞ, TÜM TANIK DİNLETME TALEPLERİNİ HAKSIZ GEREKÇELERLE REDDETMİŞ, HUZURA GELEN TANIKLARI DAHİ DİNLEMEMİŞTİR

 

Yukarıda belirttiğimiz gibi mahkeme heyeti en üst sınırlardan mahkumiyet kararlarına hükmettiği onlarca suç isnadı bakımından res'en hiçbir araştırma yapmaya gerek görmediği gibi sanıklar ve müdafilerince yapılan talepleri dahi görmezlikten gelmiş ve haksız gerekçelerle tamamını reddetmiştir. 

Mahkeme heyeti taraflara kovuşturmanın genişletilmesi talepleri olup olmadığını sormamış, talepleri sunmaları için bir ara karar düzenlememiş ve bu yönde hiçbir karar vermemiştir. 

Bununla birlikte 22.09.2020 tarihli duruşmada taraflara dinletmek istedikleri tanıkları ve gerekçelerini sunmaları için süre vermiş ve duruşmayı 15.10.2020 tarihine ertelemiştir. Celse arasında sanık müdafileri ara karara uygun şekilde gerekçeleriyle birlikte dinletmek istedikleri tanıkları sunmuştur. Ancak mahkeme heyeti 15.10.2016 tarihli duruşmada “yargılamaya katkı sağlamayacağı, yargılamayı sürüncemede bırakacağı” gerekçeleriyle tüm tanık dinletme taleplerinin ayrı ayrı reddine karar vererek dosyanın esas hakkında mütalaasını hazırlaması için iddia makamına tevdiine karar vermiştir.

Mahkeme heyeti hangi talebin davaya ne gibi bir yarar sağlamayacağından bahsetmemiştir. Ayrıca henüz ilk kez yapılan bu taleplerin davayı nasıl sürüncemede bırakacağı da cevapsız kalmıştır. Üstelik mahkeme heyeti 15.10.2016 tarihli ve evvel tarihli duruşmalarda CMK m.177 uyarınca mahkeme salonu önünde hazır edilen tanıkları dahi dinlemekten imtina etmiştir. 

Tüm bunlarla beraber mahkeme heyeti tanık sıfatıyla ifadelerine başvurmak üzerine tebliğat gönderdiği İbrahim Halil Aygüner ve Ayhan Bedri isimli polis memurları ve Fatma Arslan isimli avukatı dinlemekten vazgeçmiştir. Görev yerleri belli olan bu kişilere ulaşmak çok kolay iken mahkeme farklı adreslere tebligat göndermiş ve sonrasında bir anda makul bir gerekçe göstermeksizin bu kişileri dinlemekten vazgeçmiştir. 

Yukarıda da söylediğimiz gibi mahkeme heyeti tabiri caizse freni patlamış kamyon gibi hızlı ve savruk şekilde bir yargılama yürütmeye çalıştığı için adeta hiçbir talebi kabul etmemeye ve hiçbir delil araştırması yapmamaya kararlıymış gibi davranmıştır. 

 

14. MAHKEME HEYETİ ESAS HAKKINDA MÜTALAAYA KARŞI BEYANLARINI SUNMALARI İÇİN SANIKLARA ÇOK AZ SÜRE VERMİŞ, BEYANLARINA SÜREKLİ MÜDAHALE ETMİŞ, SERT VE AGRESİF TUTUM SERGİLEMİŞTİR

 

İddia makamı 13.11.2020 tarihinde 500 sayfadan oluşan esas hakkında mütalaasını dava dosyasına sunmuştur. Mahkeme heyeti ise aynı tarihli duruşmada sanıklara esas hakkında mütalaaya karşı beyanlarını hazırlaması için sadece 16 gün süre vererek 30.11.2020 tarihine duruşma günü vermiştir. 

Ancak bu sırada müşteki ifadelerinin ve vekillerinin beyanlarına dair SEGBİS çözüm tutanaklarının tamamı dava dosyasına ulaşmış değildi. Mahkeme heyetinin böyle hacimli bir dosyada yüzlerce sanık için verdiği sadece 16 günün, kısıtlı ve yetersiz bir süre olduğu her türlü izahtan varestedir. 

Tüm bunlarla beraber mahkeme heyeti üstün bir hızla ilerlemek istemiş ve günde ortalama 20-25 sanığın beyanlarını almaya çalışmıştır. Bu acele tavrı nedeniyle sanıkların beyanlarına çok kereler müdahaleler etmiş, sanıkları konuşturmamış, çoğu diyeceklerine müdahaleler etmiş hatta birçok sanığın beyanlarını keserek doğrudan yerine oturtmuştur. Ayrıca sanıklara çok kısa süreler tanıyarak beyanlarını hemen bitirmesini istemiş aynı kelimenin ikinci kez tekrar edilmesinde dahi çok sert müdahalelerde bulunmuştur. Yöneticilik vasfıyla yargılananlara ortalama 1 saat süre tanırken, üyelik vasfıyla yargılananlara maksimum 20-30 dakika süre tanımıştır. Müdafiler dahi savunmalarında süre ile sınırlı tutulmuştur. 

Mahkeme heyeti yargılama süreci boyunca gösterdiği sert ve agresif tutumunu esas hakkında mütalaaya karşı beyanların alındığı oturumlarda da sergilemiştir. Sanıklara sürekli olarak bağırmış, sert bir üslupla konuşmuş ve yaptığı el, kol hareketleri ve yüz mimikleri ile sanıklar üzerinde psikolojik baskı oluşturmuştur. Bilindiği üzereYargıtay 16. Ceza Dairesi 2015/4672 E.,2016/2330 K sayılı Ergenekon davasını bozma kararında bu hususları bozma gerekçesi olarak belirtmiştir: 


“… Esas hakkındaki mütalaaya karşı, hakkında silahlı terör örgüt üyeliği suçundan cezalandırılması istenen sanıklar için sanık ve müdafisi/müdafilerine toplam bir saathakkında silahlı terör örgüt üyeliği ile diğer suçlardan cezalandırılması istenen sanıklar için ise, sanık ve müdafisi/müdafilerine toplam iki saat sözlü olarak beyanda bulunma hakkı tanınması

 

…Yargılamaya konu olayların mahiyeti, iddianame, mütalaa ve birleşen dosyalar ile tüm dosya kapsamı dikkate alınarak, savunma hakkını kısıtlamayacak şekilde her bir sanığın bireysel durumları göz önüne alınarak savunmasını yapması için gerekli makul sürenin sağlanması gerektiği gözetilmeyerek tüm sanıklar yönünden birleşen dosyada savunmayı 1 veya 2 tam duruşma günü, esas hakkındaki savunmayı 1 veya 2 saat, sözlü talepleri ise 15 dakika ile sınırlandırılmasına kararlar verilerek savunma haklarının kısıtlandığı belirlenmiştir

 

… CMK'nın 216/1. maddesinde “Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafisine veya kanuni temsilcisine verilir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Anılan Kanun maddelerinde şüpheli veya sanığın savunmasını yapması için bir süre sınırlaması öngörülmemiş, Avrupa İnsan Hakları Sözleşme'sinin 6. maddesinin (b) bendinde belirtilen "Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak" hakkı, sanığın, duruşmada “savunmasını yapmak için de gerekli olan zaman ve kolaylıklara sahip olma” hakkını da kapsamaktadır. Ceza muhakemesinin sözlülük ilkesi uyarınca, sanığa ve yargılamanın diğer taraflarına duruşmada yeterli sürede söz hakkı tanınması esastır.”

Üstelik bu süreçte pandemi şartları hakimdir ve duruşmaların başladığı 30.11.2020 tarihi itibariyle tüm yurt genelinde hafta içi 21.00-05.00 arası, hafta sonu ise tüm gün olmak suretiyle sokağa çıkış yasağı kararı alınmıştır. Bilindiği üzere uzunca bir süre bu yasaktan avukatlar muaf tutulmamıştır. Bu nedenle de savunmaların alındığı davanın en kritik sürecinde, tutuklu sanıkların tamamı müdafi desteğinden yoksun bırakılmışlardır. Mahkeme heyeti bu konuda yapılan yazılı ve sözlü tüm talepleri görmezden gelmiştir. 

Ayrıca mahkeme heyeti sabah 9.30 gibi başladığı duruşmalara akşam saat 19-20.00 saatlerine hatta kimi zamanlar 20.30-21.00 saatlerine kadar devam etmiştir. Bu süre zarfında sabah 6 gibi koğuşundan kaldırılarak salona getirilen tutuklu sanıkların tekrar koğuşlarına geri dönmeleri akşam 22.30-23.00 saatlerini bulmuştur. Bu kişilerin böyle bir ortamda hem sağlıklı ve zinde kalmaları hem de hakkaniyete uygun şekilde savunmalarını hazırlama imkanları olmadığı çok açıktır. Ancak bu zorlukların anlatılarak duruşma saatlerinde bir düzenleme yapılması yönünde yapılan yazılı ve sözlü taleplerin hiçbirisi mahkeme heyeti tarafından kale alınmamış ve reddedilmiştir. 

 

15. MAHKEME HEYETİ SANIK MÜDAFİLERİNE ESAS HAKKINDA SAVUNMALARINI SUNMALARI İÇİN HİÇ SÜRE VERMEMİŞ, SAVUNMALARA SIK SIK MÜDAHALE ETMİŞ, BAZI MÜDAFİİLERİ JANDARMA MARİFETİYLE SALONDAN ÇIKARTTIRMIŞTIR

 

Mahkeme heyeti 22 Aralık 2020 tarihli duruşmada öğleden sonra saat 16:15’de sanıkların esas hakkında mütalaaya karşı diyeceklerinin sorulması işlemlerini bitirmiş ve hiç ara vermeden -öncesinde de tebliğ etmediği veya ara karar tesis etmediği halde- alelacele sanık müdafilerinden esas hakkında son savunmalarını sunmalarını istemiştir. 

Sanık müdafileri dosyanın çok kalabalık olduğunu, sanık beyanlarının dahi yeni bittiğini dosyayı yeteri kadar inceleyecek vaktin kendilerine tanınmadığını belirterek mahkemeden ek süre verilmesini talep etmişlerdir. Mahkeme heyeti bu taleplerin tamamını reddederek, önündeki listeden avukat isimleri okuyacağını eğer hazır olmayan avukat varsa tekrar süre vermeyeceğini ve sonrasında “son söz” aşamasına geçeceğini belirtmiştir. 

Bu nedenle sanık müdafileri hiçbir hazırlık yapamamalarına rağmen cebren son savunmalarını sunmak zorunda kalmıştır. Ancak mahkeme heyeti tıpkı yukarıda belirttiğimiz gibi bu süreçte de sanık müdafilerine sık sık müdahale etmiş, beyanlarını kısa tutmalarını istemiş, çoğu zaman sert ve agresif müdahalelerle sözlerini kesmiştir. SANIK MÜDAFİLERİNİN HİÇBİRİSİ MÜVEKKİLLERİ HAKKINDAKİ İDDİALARIN TAMAMINA YÖNELİK SAVUNMA YAPAMAMIŞTIR. MAHKEME HEYETİ BİR GÜNDE ORTALAMA 10-15 KİMİ ZAMAN 20 CİVARI MÜDAFİNİN BEYANLARINI ALACAK DERECEDE BİR HIZLA DURUŞMA PERFORMANSI SERGİLEMİŞTİR.

Hatta örgüt yöneticiliği iddiasıyla yargılanan ve dosya münderacatında bulunan tüm suçlardan sorumlu tutulan sanıkların müdafilerine dahi 1-2 saatten fazla süre verilmemiştir. Örneğin Av. Enes Akbaş, Av. Arzu Gül ve Av. Elif Esra Kırımlı isimli müdafilerin (yöneticilik artı çok sayıda üyelik iddiasıyla yargılanan kişilerin müdafileri) dahi savunmalarını kısa tutmaları istenmiş ve bu nedenle müdafiler birçok suç isnadına yönelik savunmalarını sunamamışlardır. 

Ayrıca sanık Av. Ayfer Bayer müdafisi Av. Sayın Bahri Belen’in sözleri mahkeme başkanı tarafından agresif bir tavırla kesilmiş ve Sayın Bahri Belen jandarma marifetiyle salondan çıkartılmıştır. Özetle mahkeme heyetinin hem süre vermemesi hem de yaptığı gereksiz ve orantısız müdahaleler nedeniyle sanıklar müdafileri esas hakkında son savunmalarını sağlıklı bir ortamda sunamamışlardır.  


16. MAHKEME ETKİN PİŞMANLIK KURUMUNU KÖTÜYE KULLANMIŞ VE SANIKLAR ARASINDA AYIRIMCILIK YAPMIŞTIR

TCK’nun 221. maddesinde tanımlanan etkin pişmanlık hükümleri örgüt suçlarını kapsamakta olup sadece örgüt suçundan ceza verilmeyeceği belirtilmektedir. Yani, bir örgüte üye olduğunu ve bu örgüt kapsamında etkin pişmanlık hükümlerine tabi olmayan bir takım başkaca suçları daha işlediğini ikrar eden bir kişi sadece örgüt üyeliği bakımından cezasızlık veya ceza indirimine tabi tutulabilecektir. Diğer suçlar bakımından cezalandırılabilecektir. Nitekim bu konuyla ilgili birçok Yargıtay kararı bulunmaktadır:


“Etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için öncelikle kanunda o suç ve faili bakımından buna imkan tanıyan özel bir hüküm bulunması gerekir. Her suç açısından etkin pişmanlığın uygulanması mümkün değildirBir suç tipi bakımından kanunda etkin pişmanlık düzenlemesi öngörülmemiş ise “kanunilik ilkesi” uyarında kıyas veya yorum yoluyla da olsa etkin pişmanlık uygulanamaz” (Yargıtay CGK 2016/154 K 29/03/2016 T, Yargıtay CGK  2015/515 K 15/12/2015 T, Yargıtay CGK 2015/419 K 24/11/2015 T)


“TCK’nın 221/4-son maddesinde belirtilen ceza indiriminden sadece örgüt kurma, yönetme, örgüt üyesi olma, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarını kapsadığı gözetilmeden, mala zarar verme suçundan tayin olunan ceza üzerinden de uygulanması ve kabule göre de, cezanın belirlenmesinde şahsi indirim sebebi olan TCK’nın 221-4 üncü maddesinin, anılan kanunun takdiri indirimi düzenleyen 62'nci maddesinden önce uygulanması gerektiğinin dikkate alınmaması kanuna aykırı” (Yargıtay 9. CD 20120 8599 E, 2012/15881 K, 27/12/2012 T)


Ancak mahkeme heyeti, hükmünde TCK’nın açık hükümlerine aykırı davranmış ve ETKİN PİŞMAN SANIKLARI KAYIRDIĞINI AÇIK ETMİŞTİR. Hakkında TCK m.102 ve 103 kapsamında cezalar verdiği etkin pişman sanıkların tutuksuz yargılanmalarına ancak aynı suç isnatları uyarınca ceza verdiği diğer sanıkların ise tutuklu yargılanmalarına karar vermiştir. Yani mahkeme heyeti etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanamayacağı suç isnatları uyarınca cezalandırdığı kişileri diğer sanıklardan ayrı tutarak tutuklamamıştır. 

Haklarında 110 yıllara varan cezalar talep edilen etkin pişman sanıkların hiçbir açıklama yapılmaksızın tutuksuz yargılanmaları sağlanırken 1 ila 3 yıl arası (TCK m.125, TCK m.106, TCK m.133, 6136 sy. kanuna muhalafet vs) gibi suçlardan cezalandırılan sanıkların tutuklu yargılanmalarına karar verilmiş ve karar duruşmasında alelacele tutuklanmışlardır. Bu açıkça çifte standarttır ve etkin pişmanları kayırarak diğer sanıkları da etkin pişman olmaya yönlendirme amacı taşımaktadır.  

 

17. MAHKEME HEYETİ DURUŞMA SIRASINDA SÖYLEMEDİĞİ SÖZLERİ SEGBİS ÇÖZÜM TUTANAKLARINA YAZDIRMIŞTIR

 

Bilirkişiler marifetiyle deşifre edilen ve dava dosyasına sunulan duruşma tutanaklarına dair çözümlerde mahkeme heyetinin söylemediği bazı sözlerin olduğunu fark etmiş bulunmaktayız. Bu husus hüküm öncesinde mahkeme heyetine bildirilmiş veya bu hususun düzeltilmesi ya da bir açıklama yapılması talep edilmiştir. Ancak mahkeme heyeti bu talepleri gözardı ederek kaleye almamıştır. 

Ancak evrakta sahtecilik boyutunda bir suçun varlığına vücut verecek olan bu hususun araştırılması ve aydınlatılması son derece elzemdir. Şöyle ki; 16.11.2020 tarihli celseye ait çözüm tutanağın 7. sayfasında şöyle denmektedir: 

“Bu aşamaya kadar etkin pişman olmadığı iddia edilen sanıkların yokluğunda dinlenenlere karşı SORU HUSUSUNDA DİLEKÇE SUNULMADIĞI görüldü, okundu, dosyasına konuldu.” şeklinde bir ifade yer almaktadır.

Halbuki anılan oturumda mahkeme başkanı tarafından böyle bir söz sarf edilmemiştirKALDI Kİ TUTANAĞA SONRADAN EKLENEN BU BEYAN DOĞRU DEĞİLDİR. Sanıklar ve müdafileri tarafından defaatle sunulan dilekçelerle etkin pişman sanıklara sorular yöneltmek istedikleri belirtilmiştir. 

 

Örneğin;

  • Kartal İş müdafisi Av. Samet Topçu tarafından 09.09.2020 tarihli dosyaya sunulan dilekçe ile,
  • 25.02.2020 tarihli duruşmada Segbis dökümlerinden görüleceği üzere sanık müdafileri; Av. Samet Topçu, Av. Eşref Nuri Yakışan, Av. Hacı İbrahim Tokan, Av. İbrahim Alper Can, Av. Burak Akın, Av. Nasıf Aydın Dölek tarafından sanıkların soru sorma haklarına yönelik açıkça ve ayrıca taleplerle,
  • 06.11.2020 tarihinde müvekkil Adnan Oktar için sunduğumuz dilekçemizde açıkça CMK m. 201 kapsamında soru sorma hakkı için imkan sağlanmasını,
  • 19.08.2020 tarihinde duruşma esnasında Mehmet Noyan Orcan müdafisii Av. Dr. Ümit Kocasakal talepte bulunmuş ayrıca dilekçe ile de dosyaya beyanda bulunarak sanıkların soru sorma hakkının kullandırılmasını

talep etmişlerdir.

Evrakta sahtecilik suçuna vücut verecek mahiyetteki bu durumun araştırılıp bir sonuca vardırılması dava dosyasında mübrez diğer çözüm tutanaklarının sıhhati açısından da son derece önemlidir. Üstelik bu hususun teyidi de çok kolaydır. SEGBİS kayıtları mahkeme zilyetinde olup üzerinde şaibe bulunan güne ait görüntülerin tekrar incelenmesi mümkündür. Ancak mahkeme heyeti “zan altında” kaldığı halde bu talepleri görmezlikten gelmiş ve bu hatayla beraber hüküm vermiştir.

 

18. MAHKEME HEYETİ SANIKLARI, SAVUNMALARI ESNASINDA “ESAS HAKKINDA MÜTALAAYA CEVAP VERMEKLE SINIRLANDIRDIĞI” HALDE BU DURUMU TUTANAKLARA FARKLI ŞEKİLDE GEÇİRTMİŞTİR

 

Sanıkların 30 Kasım 2020 tarihinde başlayan savunmalarında Başkan sanıkları “YALNIZCA savcılık makamı tarafından hazırlanan ESASA DAİR MÜTALAAYA KARŞI savunma” ile sınırlı oldukları konusunda uyarmıştır. Sanıklar, gerek duruşma tutanağında gerekse duruşmaya davet için gönderilen sms mesajlarında “dosya kapsamında” savunmalarının alınacağının yazılı olduğunu belirterek, dosyada kendilerine isnat edilen tüm suçlamalara karşı savunma yapmak istediklerinde ise azarlayarak ve söz keserek bunu reddetmiştir. 

Müşteki ve Etkin Pişman beyanlarına karşı da cevap vermemiş olduğunu belirterek bunlara karşı savunma haklarını kullanmak isteyen, binlerce sayfa iddia hakkında bir iki cümle kuran, isnat edilen fiillerin ciddiyeti sebebiyle kendi savunma delillerini ortaya koymak isteyen sanıkları ise savunmalarını keserek yerlerine oturtmuştur. 

Bu hukuksuz muamele tüm sanıklar üzerinde son derece olumsuz bir etki yapmış, “söz kesilmesi, yerine oturtulmak, azarlanmak” endişeleriyle cevap vermek istedikleri bir çok konuyu açıklamadan geçmişler, aşırı hızlı konuşmaya çalışarak savunma haklarını tam kullanabilmek için çaba sarf etmişlerdir.

Bununla birlikte celse tutanakları geldiğinde ise durumun tutanaklara şaşırtıcı şekilde çok farklı yansıtıldığı görülmüştür.  Örneğin, 30 Kasım 2020 tarihli 11. Celse Tutanağı'nda -gerçeğe aykırı- olarak sanıklara “tüm dosya içeriği” hakkında savunma hakkı verildiği iddia edilmiştir:



TUTANAKTA BELİRTİLENİN AKSİNE ARZU LEMAN ORCAN VE DİĞER TÜM SANIKLARDAN, YALNIZCA İDDİA MAKAMININ TARAFLARINA TEBLİĞ EDİLEN ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAASINA KARŞI SAVUNMALARI SORULMUŞ VE KESİNLİKLE TUTANAKTA BELİRTİLEN ŞEKİLDE “DOSYA İÇERİĞİNDEKİ TÜM BELGELERE, RAPORLARA VE BEYANLARA KARŞI” SAVUNMA YAPMALARI SORULMADIĞI GİBİ, BUNA İZİN DE VERİLMEMİŞTİR. 

AKSİNE mütalaa sınırları dışına çıkıldığı, dosyadaki diğer belge, rapor ve beyanlara dair görüş belirtildiği anda sanıkların da SAVUNMA HAKLARI İHLAL EDİLEREK sözleri kesilmiş, savunmalarının insicamı bozulmuştur. Hatta bu nedenle birçok sanığın sözü tamamen kesilmiş ve savunma hakları ellerinden alınarak yerlerine oturtulmuşlardır. Segbis video kayıtlarının incelenmesi gerçeğin ortaya çıkmasını sağlayacaktır. 


19. DAVA DOSYASINDAKİ BİRÇOK EVRAK ISRARLI TALEPLERİMİZE RAĞMEN TARAFIMIZA VERİLMEMİŞTİR

 

Müştekiler ve vekillerince dosyaya sunulan birçok dilekçe, ses ve görüntü kayıtları içeren flash bellek, CD ve bunların ekleri ile dışarıdan dava dosyasına gelen evrak, tutanak, bilirkişi raporu vs ısrarlı taleplerimize rağmen tarafımıza verilmemiştir. Hatta bunların birçoğu üzerinden sanıklara sorular yöneltilmiş ancak sanıkların bunları incelemelerine müsaade edilmemiştir. 

Davanın ilk gününden bu yana en büyük sorunlarından biri olan bu durumun düzeltilmesi ve eksiklerin tamamlanması için yaptığımız onlarca sözlü ve yazılı talep mahkeme tarafından kaaleye alınmamıştır. Bu nedenle de sanıklar kendileri aleyhinde dosyaya sunulan delilleri inceleyemeden savunma yapmaya zorlanmış ve böylelikle savunma hakları ve adil yargılanma hakları ellerinden alınmıştır. 

Ayrıca UYAP portalıda son derece karışık olup özellikle çoğu evrağın eki UYAP sistemine eklenmemiştir. Bu konuda yaptığımız taleplerimiz neticesinde bir kısım evraklar taranıp sisteme yüklenmiş ise de bir kısım evrak eki hiçbir zaman yüklenmememiştir. 

Mahkeme tarafından davanın esasına dair karar verilmiş olmasına rağmen halen daha tarafımıza verilmeyen evrakların bir kısmı şu şekildedir. Ancak tam bu noktada hatırlatmalıyız ki, aşağıdaki evraklar tarafımızca var olduğu bildiğimiz fakat ulaşamadığımız evraklarla sınırlıdır. 

 

SIRA

NO

EVRAK TARİHİ

GÖNDEREN KURUM

İLGİLİ EVRAKIN İÇERİĞİ

TARAFIMIZA VERİLMEYEN DELİL

1

20.09.2018

Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü

Savcılığa sunulan müştekilerle ilgili 12 adet dosya ve eklerinin içeriğinde bulunan müştekilerin dosyaya sunduğu dijitaller (EK-1)

 

 

 

 

Ceylan Özgül

1 adet CD
1 adet harddisk

 

 

 

Gamze Basın

1 adet CD

 

 

 

Mervenur Gözcü

1 adet CD

 

 

 

Özkan Mamati

1 adet harddisk
2 adet flash bellek

 

 

 

Ebru Alkan

1 adet flash bellek

 

 

 

Emre Yaşar Ertüzün

1 adet flash bellek

 

 

 

Hanife Akalın

1 adet CD
1 adet flash bellek

 

 

 

Zeynep Ceren Yiğitcan

2 adet CD

 

 

 

Serra MohammedValipour

1 adet CD

 

 

 

Elmas Hilal Kahraman

2 adet CD

 

 

 

Beyza Banu Yavuz

1 adet flash bellek

 

 

 

Koray Kılıç

1 adet CD

 

 

 

Beyza Özalıcı

2 adet CD

 

 

 

Serdar Öztürk

1 adet CD

 

 

 

Ömer Çelenlioğlu

1 adet flash bellek

 

 

 

Ümit Kuruca - Uğur Şahin - Özkan Mamati

1 adet flash bellek

 

 

 

Uğur Şahin - Ümit Kuruca

1 adet flash bellek

 

 

 

Beyza Banu Yavuz

1 adet flash bellek

 

 

 

Turnike İddiasının anlatıldığı CD

1 adet CD

 

 

 

Fetö Bağlantıları - Havuz Sorguları

1 adet DVD

 

 

 

Jonathan Schanzer ile ilgili konuşma

1 adet CD

 

 

 

Yahuda Glick açık kaynak araştırması

1 adet CD

 

 

 

Oktar Babuna İsrail Gezisi

1 adet CD

 

 

 

İhbar Raporu

1 adet CD

2

 

Müşteki - Mağdur İfade Tutanakları

Ahmet Keser, Anıl Köroğlu, Atna Şenlikçi, Ertuğrul Karatay, Hacı Özkan, Hasan Ölçer, Kurtcebe Tarık Işık, Mehmet Tunç, Mukaddes Günsu Akçagöz, Murat Kartoğlu, Mustafa Ekici, Osman Altınışık, Tufan Köse, Uğuk Sevim, Uğur Coşkun, Sema Çiçek

16 adet ifade tutanağı

3

 

Tanık ifade tutanakları

Aycan Mamati

1 adet ifade tutanağı

4

14.11.2018

Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu

224 şüpheliye ait HTS kayıtları (EK-3)

1 adet CD

5

 

Delil listesi kapsamında dosyaya sunulduğu görülen 16 adet CD'den

7,13,14 nolu CD'ler.
Hiçbir suretle içeriği açılamayan 1 nolu ve 5 nolu CD'ler

5 adet CD

6

02.11.2019

Maliye Bakanlığı Maltepe Küçük ve Orta Ölçekli Mükellefler Grup Başkanlığı

Global Yayıncılık firması hakkında düzenlenen 2019-A-3956/8 nolu vergi tekniği raporunun eki CD'ler
(EK-8)

Ek CD'ler

7

16.04.2019

Bilirkişi Fahrettin Ülkü

Tapu Kayıtları (EK-9)

2 adet CD

8

05.12.2018

Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı

235 kişiye ait oy kullanma durumlarıyla ilgili bilgi ve belgeler (EK-10)

1 klasör evrak

9

18.03.2019

Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı

Öğrenim durumları hakkında Yöksis veritabanında inceleme (EK-11)

1 adet CD

10

 

 

Arama el koyma faaliyetleri esnasında kolluk tarafından kayıt altına alınan görüntüler, helikopter kamera kayıtları

Kamera kayıtları

11

09.08.2018

Türkiye Finans Katılım Bankası

Kredi kullanan şüphelilerin kredi kullanım bilgileri
(EK-14)

1 adet CD

12

28.03.2019

Türk Telekom Genel Müdürlüğü

Global Yayıncılık firmasına ait 1051563315 müşteri numaralı bulut hesabının yedeği (EK-15)

1 adet CD

13

21.10.2019

Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü

Müşteki Hanife Akalın'ın mail adresinin imaj örneği (EK-16)

1 adet flash bellek

14

 

Etkin Pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini söyleyen şüphelilerin ifadelerinin kamera kayıtları

Adnan Tınarlıoğlu, Akın Gözükan, Gülcan Karakaş, Kemal Ayaz, Ayça Pars, Mehmet Murat Develioğlu, Bahar Bayraktar, Merve Bozyiğit, Beril Koncagül, Muazzez Arık, Bilge Tok, Serdar Dayanık, Burak Abacı, Sıdıka Sema Gül, Ceyhun Gökdoğan, Yıldız Arık, Çağla Teker, Mustafa Arular, Ece Koç, Murat Terkoğlu, Emre Kutlu, Seçim Köse, Emre Teker, Begüm Tekiner, Ali Şeref Gider, Suphi Serdar Togay

26 adet kamera kaydı

15

21.10.2019

Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü

Beyza Banu Yavuz ve Özkan Mamati'nin telefonlarının imaj örnekleri (EK-17)

2 adet flash bellek

16

17/09/2019-
10/06/2020

Müşteki - mağdur vekilleri

1, 2, 5 ve 6. celselerde mahkemeye sundukları tüm dijital materyal ve deliller

CD, DVD, flash bellek, harddisk vb. Materyal ve deliller

17

30.09.2019

İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü

İST/KM/18-31201 numaralı atış mesafesi tayini konulu uzmanlık raporu (EK-18) (İddianamenin 157. sayfası)

1 adet rapor

18

30.12.2019

İstanbul CBS 2019/119278 S.

Teknik Takip Bürosunda yapılan dinlemelere ait kayıtlar (EK-19)

NM12ROVS seri numaralı 1 TB harici disk

19

13.01.2020

İstanbul CBS 2019/119278 S.

A9 TV yayın kayıtları (EK-20)

13 adet CD-DVD

20

11.07.2018

İEM Mali Şube - El Koyma Tutanağı

Kandilli Mah. Yamaçlı Sk. No:36 Üsküdar / İstanbul adresinde el koyulan 2L07AF7PAEYE622W nolu
güvenlik kamerası kaydı
(EK-21)

Güvenlik kamerası kayıt cihazı kayıtları

21

 

 

Kadriye Mihrace Seyrek'in 18/02/2020 tarihli ifade tutanağı

1 adet ifade tutanağı

22

10.08.2018

İstanbul CBS 2016/103113 S.

İstanbul The Marmara Pera Otel Müdürlüğü'ne izafen yazılan, Jonathan Schanzer ve Daveed Gartesnstein Ross isimli kişilerin otele ne şekilde ödeme yaptıklarına ilişkin müzekkerenin cevabı (EK-23)

1 adet bilgi teslim tutanağı,
Garanti Bankası ve Akbank'ın 10/08/2018 tarihli pos cihazı kayıtları

23

29.05.2018

Teslim Tesellüm Tutanağı

Saber Mohammad VALIPOUR'un Mali Şube'ye teslim ettiği DVD (EK-24)

1 adet DVD

24

18.07.2018

Dijital materyal inceleme raporu

İçinde İffet Piraye Yüce'ye ait görüntüler olduğu iddia edilen Samsung marka KP42T61CM623 ibareli 64 gb kapasiteli hafıza kartına ait imajın kopyası

1 adet imaj kopyası

25

 

 

Gözaltı sürecinde alınan sağlık raporları ve kolluk tarafından kayda alınan fotoğraflar

Rapor ve fotoğraflar

26

 

 

Sanıklara ait dijital materyal imajlarının örnekleri

İmaj örnekleri

27

16.07.2018

Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü

Müşteki Beyzanur Çelebioğlu adli tıp raporu

Adli Tıp Raporu

28

24.07.2020

İstanbul CBS İfade Tutanağı

Gülay Akpolat'ın dosyaya sunduğu kamera kayıtları

Kamera kayıtları


20. EL KONULAN DİTİJAL MATERYALLERİN ASILLARI VE İMAJ-EXPORT ALMA ÖRNEKLERİ YARGILAMA BOYUNCA SANIKLARA VERİLMEMİŞTİR


Mahkeme heyeti el konulan dijital materyallere hukuka aykırı yöntemlerle el konulduğu ve kopyalandığı yönündeki beyan ve talepleri duymazdan gelerek bu hukuka aykırı delilleri yargılama konusu yapmaktan geri durmamıştır. 

Ayrıca hemen her duruşmaya konu edilen bu dijital materyallerin imaj-export alma örneklerinin ve bu dijitallerin asıllarının CMK’nın ilgili maddeleri uyarınca tarafımıza verilmesine ilişkin yaptığımız tüm talepler mahkeme heyeti tarafından dikkate alınmamıştır. Her ne kadar birkaç farklı zamanda mahkeme kalemi tarafından sanık müdafileri aranarak bu kayıtların kendilerine teslim edileceği söylenmiş ise de hiçbir zaman verilmemiştir. 

Mahkeme heyeti kanunun açık hükümlerine aykırı davranarak sanıkların bu sözde delillere karşı kendilerini savunmalarını engellemek adına söz konusu kayıtları sanıklardan gizlemiş ve hiçbir zaman kendilerine teslim etmemiştir. 


21. TANIKLAR SORGU SIRASINDA DURUŞMA SALONUNDA BULUNMUŞ VE SORGUYU İZLEMİŞTİR


CMK'nın amir hükümlerinin hilafına, 17.09.2019 tarihinde başlayan ilk duruşmada mahkeme heyetinden salonda tanıkların bulunup bulunmadığının tespiti ve eğer var ise duruşma salonu dışına çıkarılması sanık müdafilerince talep edilmiş, ancak hakim heyeti salonda tanık olup olmadığının tespitini yapmak veya yaptırmak yerine, salonda tanıkların bulunmadığı gerekçesiyle talebi reddetmiştir.

Oysa ki bizim tespit edebildiğimiz kadarı ile Arzu Cevahir isimli tanık duruşmanın ilk haftasında duruşmaları takip etmiş ve sanık sorguları sırasında salonda hazır bulunmuştur. Bu husus kamera kayıtlarının incelenmesi suretiyle net biçimde tespit edilebilir. Aynı kayıtların incelenmesi neticesinde başkaca tanıkların olup olmadığı da görülecektir.


22. SANIKLARIN DURUŞMA ESNASINDA VE ARALARINDA MÜDAFİLERLE GÖRÜŞMESİ ARA KARARLA YASAKLANMIŞTIR


CMK m.149; "Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafinin yardımından yararlanabilir; kanuni temsilcisi varsa, o da şüpheliye veya sanığa müdafi seçebilir."

CMK m.154; "Şüpheli veya sanık, vekâletname aranmaksızın müdafisi ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafi ile yazışmaları denetime tâbi tutulamaz." hükümlerini ihtiva etmektedir. Müdafinin duruşmada bulunma amacı sanığa hukuki yardımda bulunmak olup, sanığın bu hakkının sanık sayısının fazlalığı, duruşma salonunun fiziki şartları vs. gerekçelerle kısıtlanamayacağı kanunun emredici hükmü gereğidir.

Aynı minvalde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Adil Yargılanma Hakkı Başlıklı 6/3 maddesinde de; “ Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

b- Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak

c- Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak.”

Dolayısıyla, suç isnadı altında olan kişinin müdafi yardımından yararlanma hakkının adil yargılama hakkının vazgeçilmez bir unsuru olduğu açıkça hüküm altına alınmıştır.

 

23. 30.10.2019 TARİHLİ DURUŞMA ESNASINDA YAPILAN TUTUKLUK İNCELEMESİNDE CUMHURİYET SAVCISINDAN TUTUKLULUĞA İLİŞKİN MÜTALA ALINDIĞI HALDE SANIK MÜDAFİLERİNE SÖZ VERİLMEMİŞTİR


Hakim heyetince 30 Ekim 2019 tarihinde duruşma esnasında yapılan tutukluluk incelemesinde iddia makamından sanıkların tutukluluk durumlarıyla ilgili mütala alınmış, ancak sanık müdafilerine söz verilmeksizin tüm sanıkların tutukluluklarının devamına karar verilmiştir. 

Ceza yargılamasının temel amacı maddi gerçeğe ulaşmak olup, bu amacın gerçekleştirilebilmesinin temel şartı çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerine riayet edilmesidir. Hakim heyetince duruşma esnasında iddia makamından sanıkların tutukluluk durumuyla ilgili mütala alınmış olmasına rağmen, sanık müdafilerine söz verilmesizin tüm sanıkların tutukluluk haline karar verilmiş olması, hem çelişmeli yargılama hem de silahların eşitliği ilkesine açık biçimde aykırılık teşkil etmektedir.


24. CMK'NIN 102/3. MADDESİNDEKİ DÜZENLEMEYE AYKIRILIKLAR


Dosya kapsamında tutuklu olan sanıkların büyük çoğunluğu 11.07.2018 tarihinde gözaltına alınmış olup 19.07.2018 tarihinden itibaren tutuklu olarak kalmıştır. Sanıkların birçoğu hakkındaki tek isnat TCK'nın 220/2-3'üncü maddelerinde düzenlenen Örgüt Üyeliği suçu olup, bu suç niteliği itibariyle Asliye Ceza Mahkemesi'nin görev alanına girmektedir. CMK'nın tutuklulukta geçecek süre başlıklı 102'nci maddesine göre; 

"MADDE 102 - (1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.

(3) Bu maddede öngörülen uzatma kararları, Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanık ile müdafisinin görüşleri alındıktan sonra verilir."

Bu maddede bahsedilen maksimum tutukluluk süresinin gözaltına alınma ile başladığı Anayasa Mahkemesi kararlarında açık olarak belirtilmiştir. 19.07.2019 tarihli tensip zaptının 1'inci maddesinde ise CMK'nın 102'nci maddesindeki zorunluluktan bahsedilmekle birlikte bu zorunluğun ne olduğu konusunda bir açıklama yapılmamış ve tutukluluk süresinin zımnen uzatılmasına karar verilmiştir. Ancak anılan maddeden de anlaşıldığı üzere bu sürenin zımnen uzatılması mümkün değildir. 

Zira 102'nci maddenin 3'üncü fıkrasının açık ifadesinden de anlaşılacağı üzere, uzatma kararı Cumhuriyet Savcısının, sanık ve müdafinin görüşleri alındıktan sonra verilebilmektedir. Hakim heyeti ise bahse konu uzatma kararını verirken Cumhuriyet Savcısının, sanıkların ve müdafilerin görüşlerini almamak suretiyle kanunda belirtilen usule uymamıştır. 

Bu hususlar dosyanın 17.09.2019 tarihli ilk duruşmasında da müdafiler tarafından belirtilmiş ve tutukluluk süresi uzatılacak ise bu kararın CMK'nın 102/3'ünü maddesindeki usule uyulmak suretiyle verilmesi talep edilmiş ancak bu talep hakim heyeti tarafından dikkate alınmamıştır. Hakkındaki tek isnat örgüt üyeliği olan sanıkların tutuklulukları 1 yıl 6 ay boyunca, yani yasanın öngördüğü maksimum sınırın son gününe kadar devam ettirilmiş, bu noktada kanunen tutuklu tutma imkanı kalmayınca hakim heyeti tarafından tahliye kararı verilmiş ancak bu sefer de “konutunu terk etmeme” adli kontrol şartı ile sanıklar özgürlüklerinden yoksun bırakılmıştır. 

Hakim heyeti 13.12.2019 tarihinde aldığı ara kararda zikrettiği bu adli kontrol şartını sadece müşteki ve tanıkların ifadelerinin dinlenmesi süresince geçerli olacak şekilde düzenlemişken, söz konusu müşteki ve tanıkların ifadeleri 22.09.2020 tarihinde tamamlanmış, ancak sanıkların ev hapisleri kaldırılmamıştır. 24.09.2020 tarihli oturumda sanık müdafileri bu haksızlığı dile getirmiş ve adli kontrol şartının kaldırılmasını talep etmiş, hakim heyeti bu talebi değerlendirmemiştir. 

Yaklaşık 100 sanığın konutunu terk etmeme şeklinde uygulanan ev hapisleriyle özgürlükleri hukuka aykırı biçimde kısıtlanmıştır. Bu kısıtlama ancak 11.01.2021 tarihindeki karar celsesinde son erdirilmiştir. Bu şekilde 1,5 yıllık cezaevindeki tutukluluklarının ardından bu sanıklar ayrıca tam 1 yıl 1 ay boyunca ev hapsiyle cezalandırılmıştır. Bu 100 sanık bakımından kendilerine isnat edilen suçun karşılığında verilecek ceza en üst sınırdan dahi verilse, mevcut infaz hükümleri doğrultusunda yatarı bulunmadığı halde 100 sanık toplamda 2 yıl 6 ay boyunca özgürlüklerinden mahrum bırakılmıştır. 

  

25. YETKİSİZLİK KARARI İLE CMK 172/2 VE 223/7 UYARINCA DURMA KARARI VERİLMESİ GEREKTİĞİ YÖNÜNDEKİ TALEBİN REDDİNE İLİŞKİN KARARLARA KARŞI İTİRAZDA BULUNULMASINA RAĞMEN DOSYA MERCİYE GÖNDERİLMEMİŞTİR

 

Yargılamanın 17.09.2019 tarihli ilk celsesinde CMK'nın 18'inci maddesi gereğince müdafiler tarafından "yetkisizlik itirazı"nda bulunulmuş ancak bu talep hakim heyeti tarafından reddedilip sanık sorgularına başlanmıştır.

Yine aynı celsede, müvekkil Adnan OKTAR hakkında örgüt kurma ve yönetme suçu bakımından çeşitli tarihlerde verilen takipsizlik kararları heyete ibraz edilmiş ve bu kararların Sulh Ceza Hakimliğince kaldırılmaksızın iddianame düzenlendiği, bu nedenle de kovuşturma şartı gerçekleşmeksizin kovuşturmaya başlandığı ifade edilmiştir. Kovuşturma şartının gerçekleşmemesi halinde CMK'nın 223/8'inci maddesi gereğince durma kararı verilmesi gerektiğinden bu yönde bir talepte bulunulmuş ancak bu talep de hakim heyeti tarafından reddedilmiştir.

Her iki karara da 22.09.2019 tarihli dilekçelerle ayrı ayrı itiraz etmiş olmamıza rağmen, CMK'nın 268'inci maddesine aykırı olarak, hakim heyeti itiraza göre kararını düzeltmiş ne de 3 gün içerisinde itirazı incelemeye yetkili merciye dosyayı göndermiştir. Bu durum ise CMK’nın 18/3'üncü, 223/8'inci ve 268/2'nci maddelerinin açık biçimde ihlal edilmesine neden olmuştur.

 

26. MAHKEME HEYETİ SANIK MÜDAFİLERİNE KARŞI AGRESİF VE SALDIRGAN BİR TUTUM İZLEMİŞTİR


Yukarıda da sıklıkla dile getirdiğimiz gibi yargılamanın başından sonuna kadarki hemen her süreçte mahkeme başkanı tarafından defaatle sanık müdafilerinin sözü kesilmiş, mikrofonu kapatılmış ve hatta müdafilerin duruşma salonundan kolluk kuvvetleri marifetiyle dışarı çıkartılması suretiyle usule aykırı hareket edilmiştir. Mahkeme başkanının bu tavırlarına dair örnekler bilahare tarafınıza sunulacaktır. 

Bu yargılama üslubu ve yöntemi TCK'nın 257'nci maddesi kapsamında Görevi Kötüye Kullanma suçuna vücut verdiği gibi Silahların Eşitliği Prensibine açıkça aykırıdır ve Hakimler Savcılar Kanununca uyarma cezasını gerektirmektedir. 

Zira TCK'nın 257/1'inci maddesine göre: "Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, ... üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

2802 Sayılı Kanun'un 63/1-b bendine göre ise: "Meslektaşlarına, emrindeki personele, görevi nedeniyle muhatap olduğu kişilere veya iş sahiplerine karşı kırıcı davranmak..." disiplin cezası gerektiren bir eylemdir.

Ceza yargılamasının esas süjesi sanıktır ve yargılama sanığın savunması üzerine inşa edilir. Maddi hakikatin ortaya çıkarılması ve adil karar verilmesi için de sanığın savunma hakkını tam manasıyla kullanması gerekir. Bu noktada sanık müdafinin yadsınamaz bir rolü olduğu muhakkaktır. Sanıkların yargılandığı cezanın alt ve üst sınırı ile dosya kapsamı birlikte düşünüldüğünde bu yargılamanın müdafi olmaksızın yapılması yahut müdafinin söz hakkının sınırlanması, silahların eşitliği prensibine ve adil yargılanma hakkına açıkça aykırıdır.


27. MAHKEME SANIKLARA HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI KARARINI USULE UYGUN OLARAK SORMAMIŞTIR

 

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için birtakım şartların bir arada bulunması gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun HAGB kararı için aradığı tüm şartlar vücut bulmadan, hakim, HAGB kararı verme yetkisine sahip değildir. Bu şartlar CMK m.231/6’da düzenlenmiştir. Mahkeme başkanı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının ne demek olduğunu tarafa açıklar ve bunu kabul edip etmediğini sorar. Bu soru zorunludur.

Ancak mahkeme heyeti davamızda sanıklara açık ve usule uygun şekilde bu soruyu yöneltmemiştir. Özellikle etkin pişman sanıklara mahkeme kalemi tarafından telefon açılmış ve mesaj gönderilmiş, son savunmalar için gelmelerine gerek olmadığı, dilekçe vermelerinin yeterli olacağı ve bu dilekçelerinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine rızalarının olup olmadığını da belirtmeleri gerektiği belirtilmiştir. Mahkeme heyetince bu yapılan uygulama açıkça usule aykırı olup aynı zamanda ihsas-ı rey olarak da yorumlanacak bir tutumdur. 




Bu blogdaki popüler yayınlar

DAVA DOSYASINDA GÖREVLİ SAVCILARIN USULSÜZLÜKLERİ

CEZA HUKUKÇULARI VE YARGITAY ONURSAL BAŞKANLARI GÖZÜNDEN ADNAN OKTAR DAVASININ HUKUKEN BOMBOŞ OLDUĞUNA İLİŞKİN TESPİT VE DEĞERLENDİRMELER –1–